31 Temmuz 2013 Çarşamba

bir mor salkım hikayesi....



MOR SALKIM

Bilimsel Sınıflandırma
Alem: Plantae
Şube: Magnoliophyta
Sınıf: Magnoliopsida
Takım: Fabales
Familya: Fabaceae
Botanik adı: Wisteria
Türkçe adı: Salkım

bizim bahçedeki adı: Şükrü Bey.

karşı komşumuz Şükrü Bey, bu eve taşındığımızda, 
bize ve yan komşumuza güle güle oturun" hediyesi olarak, 
2007 yazında hediye etmişti bu sarmaşığı... 

bahçe bomboştu...
2006 yılının sonunda, kışında taşınmıştık 
ve bu bizim ilk bahçeyle ilk yazımızdı,
toprakla, bitkilerle, çiçeklerle ilk imtihanımızdı...
nereye dikeceğimizi bilmediğimiz gibi,
bahçeye ne dikeceğimizi bile bilmiyorduk.
o kadar acemiyiz yani...

evin etrafında çit yoktu,duvar yoktu.
aldık sarmaşığı,sardırabileceğimiz tek yer olan,
bitişik komşumuzun bahçe tellerinin dibine diktik.

yıl 2007,aylardan en berbat ay...ağustos...üstünde çiçek miçek yok...
boyu ben diyim 50 cm,sen de 60...
adını da koyduk hemen..Şükrü Bey...

dedik ki....
ya Allah Bismillah..
çiçeklerini de görürüz inşallah...
.
yaz geçti,sonbahar geçti kış geçti....
geldik 2008 mayıs ayına...
bizim Şükrü Bey ilk tomurcuklarını verdi.


bu nasıl bir zerafet,bu nasıl endam?..
asıl bu nasıl bir koku?
üstündeki 5-10 çiçeğe gidip gelip burnumu dayıyorum.
hele akşamüstü nasıl bir rahiya..nasıl bir mutluluk hissi...
burnunu çiçeklere dayamaya ne hacet?
çek sandalyeni otur yakınlara bir yerlere...
sanki endorfin fışkırıyor mübarekten...

araştırmaya başlıyoruz hemen..
çin kökenliymiş bizim sarmaşık...
nisan sonunda tomurcuklanır,mayısta açarmış.
sadece mayıs mı?
ama neden? haksızlık bu...


çiçekleri  geçince yapraklanırmış..
yani bahar gelince bekletmezmiş insanı.
"durun önce yaprak çıkarayım,sonra çiçek açıcam" demezmiş.
bahar gelince dayanamaz çiçeklerini döşermiş önce...

ve çok çabuk büyürmüş,çok çabuk uzarmış dalları...

emme ve lakin bizim, onu sardıracak yerimiz yok.
evdeki çıtalardan bir düzenek yaptık,idare eder dedik..
ama edemedi,uzadı da uzadı...

2009 yılında evimizin bahçevanı (kocam olur kendisi)
aldı eline makası...
"sen sarmaşık olabilirsin ama 
ben seni ağaç yapıcam" dedi,
çok kararlıydı..
ikna etti Şükrü Beyi...
budadı da budadı..
ertesi sene de budadı...
ertesi sene de ....
hala budamakta...

bizim sarmaşık ağaç oldu.
budandıkça gövdesi kalınlaştı,güçlendi...


yıllar geçtikçe daha çok daha çok sevdik Şükrü Beyi..
ama sadece biz değil,arılar da severmiş...
sinek kuşları da...
karıncalar da...


bakla çiçeğine benzer, bizim Şükrü Beyin çiçek yaprakları ...
ki bakladan nefret ederim...
hamileyken bile yüzüne bakmadım,
kereviz bile girdi hayatıma gebeyken oysa ki...
bakla...  ıı-ıhhh...

yemediğim iki yemekten biridir.
diğeri de fırın makarna..
hangisi daha kötüdür benim için karar vermem güç...

bir müddet sonra tohum yapar Şükrü Bey.
üstelik tohumları da bakla  şeklindedir...
hayatın cilvesi işte...
büyük konuşmaycaksın.
şunu veya bunu sevmem,asla istemem demeyeceksin.
sebze olarak girmezse,çiçek olarak girer hayatına bakla :)))

çiçekleri geçmeye başlamadan minik fıstık yeşili yapraklar çıkarır...
mor ve yeşil birbirine çok yakışır..


çok mülayimdir bizim Şükrü Bey...
su istemez,gübre istemez,özel bir bakım istemez..
güneş ister sadece ki bizim ön bahçe cehennem gibidir saat 12:00-20.00 arası...
bu da ona yeter...


çiçeklenme bittikten sonra derin bir budama daha yaparsanız eğer
bir kaç çiçek daha açar...
temmuzda az da olsa tekrar koklayabilirsiniz o güzel kokuyu yani...
hemen terkedip gitmez sizi...


kışın -15 dereceye kadar dayanırmış mor salkım...
bizimki alışık..her sene en azından -10'u gördü...
bana mısın demedi...
dayanıklıdır da laf aramızda...


bu güzelliği çoğaltmak isterseniz,

""Şubat mart gibi 20-25 cm civarında sert odunsu çelikler alıp yetiştirebilirsiniz.

Çelikleri her iki ucunu da 45 derecelik açıyla kesin ki 
 üst kısımda yağmur yağınca su birikmesin...
yüzey alanı genişlesin, su alımı fazla olsun diye, 
alt kısma bir buçuk iki cm kadar,üç adet ince çizik atın


odunsu kısma zarar vermeden kabuk kalınlığında çizik olsun..
dikimi yaparken çeliği direk toprağa ya da torfa direk sokmayın, 
önce başka bir çubukla delik açın sonra çeliği dikip sıkıştırın, sürekli nemli tutun..  
gerisi ALLAHA kalmış, kolay gelsin""

demişti, bitkiler hakkında çoooook şey öğrendiğim ağaçlar.net-forumundan usta bir üye...
üstelik de mor salkım bonsaisi de yapıyordu..

çelik almayı denemedim hiç...
geçenlerde ailemizin bahçevanı minik bir dalı alıp dikti,
üstündeki yapraklar henüz ölmedi..
sanırım Şükrü Beyin,bonsai bir kardeşi de olacak kısmetse...



velhasıl kelam...
şükrediyoruz çiçeklenen Şükrü Beye...
teşekkür ediyoruz hediye eden Şükrü Beye...


29 Temmuz 2013 Pazartesi

manolyalı tepsiler...





aynı resimden iki adet tepsi yapmışlığım var...

ilki pek acemice ama olsun..en azından denemişim,çalışmışım,yorulmuşum..
ikincisi daha estetik olmuş bana göre.

işyerinden bir ablama hediye ettim, o da kızının çeyizine koyacakmış.
vallahi öyle dedi,günahı boynuna :))
çeyizlere kadar ulaşır olduysak belli ki acemilik kısmını geçmişiz.
yaşasın,hüloğğğğ :))

ilk tepsinin kenarlarına rölyef pasta ile desen yaptım,kurudu.
sıcak havalarda çabuk kurur,inatla kurumazsa fön makinası devreye girer..


iki ayrı desen kullanmaya karar verdim.


yeşile boyadım sonra.
zaten yağ yeşili-kırık beyaz takıntımız var. bunu da öyle yaptım.


mumladım sonra,her bi yerini...



ve kırık beyaz...
bembeyazdan daha asil bence...göz yormuyor,cırtlamıyor..
sanki yıllar yıllar önce beyaza boyanmış da eskimiş eskimiş....

üstünden yılların hüznü,yılların cefası geçmiş gibi..
cefakar,vefakar,çileli...kırık beyaz.



ve en sevdiğimiz kısım zımpara...


ve final...
resmin kenarlarını ocakta yaktım.
fena bir kağıt yanığı kokusu kapladı her yeri,
eskiymiş gibi oldu tepsi...

oldu mu acaba?
ben beğenmedim.
zaten evime gelip de, hali hazırda bitmiş ve kimseye henüz hediye edilmemiş çalışmalar arasında,bu garibim pek de talip bulamadı.
her gelenin eli başka başka boyamalara gitti.
duruyor kuytu köşelerde...

nedir neyini beğenmediniz?
kimi kenarlarının yanık olmasını beğenmedi.
kimi eskitmesini...
neyse,hepsinin yeri ayrı...
elbet bir gün onu da beğenen olur.
beklemedeyiz....


                                                      **********************

diğer tepsinin yapım aşamaları yok.
resmin tamamını yapıştırdım ortaya,yakmadık yani kenarlarını.
zaten beğenilmedi.
rölyef pasta ile desen yapmadığımızdan kelli,
 üzülmesin diye mozaik çatlatma yaptık bu arkadaşa..
ağlamasın...zırlamasın..




bu daha çok bişeye benzedi sanırım.
çeyize konacak olan da bu...
ben daha neler yaparım çeyizlere...
paralarım kendimi...döktürürüm..
yeter ki kızçeler evlensin.
evlensinler değil derdim.
anne olsunlar...
görsünler bakalım dünya esas neye benzermiş...
cana can katmak neymiş...



27 Temmuz 2013 Cumartesi

cam şişeye peçete dekupajı


şişe güzel,
peçete güzel,
napıcaz peki? deneye deneye öğrenicez.

ilk iş şişeyi temizleyip plastik boya ile boyayacağız...



kuruyunca kahverengi ile her yerini boyayacağız.


arkasından peçetenin fon rengi olan krem rengine boyayacağız ama
yer yer kahvelerin görünmesine izin vereceğiz.
bu aşamada resim çekmeyi unutacağız :P

peçetenin desenlerini ayırarak istediğimiz gibi yapıştıracağız.


ve mat vernikle bir kaç kat vernikleyeceğiz.


içine bahçemde yetiştirdiğim glayölleri  koyacağız.
ve evimizin "picasso"su onun resmini yapacak.









ilk tepsi,ilk peçete dekupajı,ilk hatalar...



tanıştırayım....

benim ilk ahşap boyama ve ilk peçete dekupajı yaptığım tepsidir kendisi...

altta en sevdiğim yeşil olan "yağ yeşili"
üstü kırık beyaz...

yağ yeşili-kırık beyaz uyumunu,aşkını,meşkini bu tepside keşfettim ben :)
pek yakıştılar birbirlerine,pek seviştiler..

tepsimiz budur.

önce zımpalayacaksınız,yoksa boyarken kötü bir görüntü ortaya çıkar. 
çapak mapak kalmayana kadar zımpara,sonra kuru fırça ile tozları temizleyeceksiniz.



kenarlarını 2 kat yeşile,orta kısmını beyaza boyadım.
ortayı tek kat boyadım çünkü mumla eskitmek istediğim yerlere mum sürüp 
kırık beyazla iki kat daha boyayacağım tüm tepsiyi...
bu yüzden orta kısma tek kat beyaz yeter.


mumladım,iki kat beyaza boyadım.


ve zımpara...alttan minik minik yeşiller çıktı.
normalde zımpara yapmak çoook keyifsiz bir iş..
.mesela mobilya zımparalamak ya da boyanmamış ahşap objeyi zımparalamak...
ama eskitme yapmak için zımparalamak pek keyifli...
ortaya bişeyler çıkıyor ya insan sevindirik oluyor :)




ve işte peçetemiz...çok sade,çok zarif..


ilk peçete dekupajım fiyaskoyla sonuçlandı aslında.
yer yer kırışıklıklar oldu.
ama hiççç mühim değil,sanki çatlatma yapmışız gibi görünüyor.:P
acemilik naparsın?  bilmezdik o zaman kırıştırmadan nasıl peçete yapıştırılır...

mat sprey vernikle vernikledim ve severek kullanmaktayım,
seviyorum kendisini...
ne de olsa ilk gözağrım....


24 Temmuz 2013 Çarşamba

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...