28 Ekim 2013 Pazartesi

mini mini bir kuş uçmuştu,peçeteye konmuştu...


tamam itiraf ediyorum,
aslında yine kirli beyaza boyayacaktım kutuyu ama
valla ben de sıkıldım artık.
arada koyu renkler de çalışıp kendimi geliştirmem lazım.

şimdiye kadar yaptıklarımın resimlerine bakarken farkettim ki
çaktırmadan tarzımı bulmuşum ben.

objeye önce pasta rölyef ile desen yapılır,
yağ yeşiline boyanıp mumlanır,
kirli beyaza boyandıktan sonra zımparalanır,
peçete ya da resim dekupajı yapıldıktan sonra çatlatılır,
verniklenir,hooopp tamam...

ben bunu seviyorum işte,vazgeçemiyorum napayım? :)

bu peçeteyi uzun zamandır bekletiyordum.
kıyamadığımdan değil,
peçete kirli beyaz bir objeye yakışmadığından.
ya Allah Bismillah deyip kolları sıvadım.


kutumuz budur.


güzel bir çikolata kahvesine boyadım tüm kutuyu,
eskitmek istediğim yerlere vazelin sürdüm.
mumla eskitmeye göre daha ince bir tabaka oluşuyor doğal olarak.
zımparaladığınızda daha soft bir eskimiş görüntüsü oluşuyor.


peçeteyi önüme koyup,
yağ yeşili,çimen yeşili ve sarı ile karıştırdım,
istediğim tonda bir yeşil buldum kendime.


kapağın üstü hariç tüm kutuyu boyadım.
ve zımparaladım.
alttan kahveler çıktı yer yer...


kapağının üstünü beyaza boyadım,
oraya peçete yapıştıracağımdan dolayı açık renk bir zemin olmalı.


tamamen kuruyunca peçetemi yapıştırmaya karar verdim.
dekupaj tutkalı,peçete,fırça ve buzdolabı poşeti işimizi görür.


enine ve boyuna fırça darbeleri ile bolca tutkalı zemine sürdüm.


peçeteyi nazikçe zemine koyup poşeti yaydım,

önce ellerimle gelişigüzel
sonra da bir bez yardımı ile ovalayarak peçeteyi yapıştırdım,
kurumaya bıraktım.


işte peçete kuruduktan sonra poşeti kaldırdığımızdaki görüntü.


kenarlarındaki fazlalıkları zımpara ile düzelttim.


sıra geldi çatlatmaya.
daha önce burada , burada  ikili şeffaf çatlatmayı anlatmıştım.


kutunun ön tarafına,çiçeklerin tonunda rölyef pastayla desen yapmak istedi canım.

fekkat o minicik yere bi türlü elimdeki stencilleri sığdıramayınca
silikon stenciller geldi aklıma,ne zamandır kullanmamıştım.


rölyef pastam beyaz,
yavruağzı-somon benzeri bir renk karışımı ile pastayı renklendirdim.
tabi ki rölyef pasta cıvıklaştı, kuruması zaman aldı.


yine sorunsuz bir çatlama sürecinden sonra...


çatlakların arasını parmak yaldız ile doldurdum.


rölyef pastamız da kurudu.
üstünden kahverengi yağlı boya ile geçip hemen sildim.
maksat azcık renk olsun.


kutuyu boyadık,eskitmemizi yaptık.
Allah'ın emri çatlatmamızıve pasta rölyefimizi de bitirdik.
daha ne isteriz?





bu kutu bir teşekkür hediyesiydi.
işyerimde,oğlumun ameliyatını yapan doktor arkadaşın eşi için boyadım.
zira  kendisine tepsi veya kutu ya da peçetelik hediye etmek çok abes olacaktı. :))

erkek adama, ahşap boyama adına ne boyanır diye
kısa süreli bir düşünce dönemini hemen terkedip,
eşi için bişeyler yapmaya karar verdim bu yüzden.

kirli beyazdan kısa süreli bir kurtuluş yaşadım,
"pek mutluyum heyoooo..."
derken...
bu kutu hediye olarak tek başına bana az geldi.
bir de tepsi boyadım.
çook (!) büyük bir değişiklik ile,
kendimi aşarak KİRLİ BEYAZ bir tepsi boyadım geneeeeee :))

onu daha sonra anlatıcam kısmetse...

ha bu arada,peçetenin desenini beğendiyseniz eğer,buyurun.
azcık eksik ama olsun...




11 Ekim 2013 Cuma

gel tanışalım önce, sen kısaca G.P.



bak peşin peşin anlaşalım,sana kısaca GP deyivereyim, olsun bitsin..

kim uğraşacak şimdi gıı-rapp-tooo-pe-ta-lumm  pa-ra-gu-a.....

aaaaahh...oldu canım...

Çekoslavakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?
yoksaaa
Paraguaylılaştırmadıklarımızdan mısınız?

sanırım Meksikalısınız...

demek ki Paraguaylaştıramadıklarımızdanmışsınız :)

sana bu ismi veren şahsiyet,

"şu sebeptendir ki ona paraguayense" adını verdim diye 
yazmış olsaydı kağıdın bir kenarına,
bir yığın botanikçi ve ayrıca biz sukulent sevenler, 
Meksika kökenli olduğun halde,
neden adının sonunda paraguay var bilirdik.
bilirdik ve ben saatlerimi hatta günlerimi heba etmezdim.

ben bilmek isterim efendi...
meraklıyımdır,dibine kadar inerim.
araştırırım bulurum.

adın nerden gelmiş,
grapto neymiş,
petalum neymiş...

kimsin kimlerdensin?
ne yer ne içersin?

"ay bu ne güzel böyle.. adın ne bunun? sorusuna,
"amaan çiçek işte,bilmiyom" diyemem ki...
anlatırım ince ince,derin derin..

"bu bir sukulent derim, crassulaceae ailesinden...
graptopetalum türünden...

sukulentler dikensiz kaktüs gibidir ...
susuz yaşar ama su doludur yaprakları.
ve çok kırılgandır.
dokunursan pıtır pıtır dökülür...
sularken bile kırılır...

bu benim bahçeme taşınan ilk sukulentimdir" derim.

graptos-"γραπτός"  latince "yazılı,boyalı,işaretli" demektir.
petalon ise taç yaprağı anlamında...
Graptopetalum paraguayense-Paraguay'lı boyalı taç yaprağı...:)
adı da kendi gibi güzel oldu şimdi,yakışır civanıma :)

benim bi komşu teyzem vardır,Elmas teyze...
kalbi de adı gibidir,pırıl pırıl...
yanyana bitişik evlerimiz...
aramızda bir duvar var yalnızca.

yaz aylarında kapı pencere her daim açıkken,
bir komşu hapşurunca, 3 parsel bahçeden "çok yaşa" diye
cevap verecek kadar dipdibeyken,
biz bahçelerde yatıp bahçelerde kalkarken,
kadrolu ağustos böceğimiz Şaziye geceleri konser verirken,
Elmas teyzenin yanık sesi yankılanır mutfaktan...
"işte gidiyorum çeşm-i siyahım,aramıza dağlar sıralansa da..."

7/24 saat açıktır Elmas teyzenin evi ve yüreği...

her vakit emre amade market,
çocuk bakıcısı ( artık göz kulak olucusu),
bahçemin gönüllü güvenlik görevlisi,
yokluğumda çiçek sulayıcısı...

işte ben GP'yi ilk onda gördüm beğendim.
o zamanlar pek cahilim,pek bilmezim.
"aman da aman bu ne böyle?
çok güzelmiş,adı ne?" diye sorunca,
Elmas teyzem, "ne bileyim ben?" demişti.
:))))))

ve hemen bir dal koparıp vermişti.
zaten onun yanında,onun sahip olduğu her hangi birşeye,
"aaa çok güzelmiş buuuu.." diyemezsin.
hemen sana vermeye kalkar...
hemen sende de olsun ister.
sayesinde 4-5 değişik sukulentim oldu,sağolsun...


Graptopetalum Paraguayense,graptopetalum cinsinin en çok yetiştirilen türüdür.
bir de graptopetalum BELLUM vardır ki vay anam vay...
ki bende yok..
ki olsa keşke :)

bizim GP, değişik bir kaç isme sahiptir. botanikte ayrıca,
-Byrnesia weinbergii
-Kotiledon paraguayensis
-Echeveria weinbergii
-sedum weinbergii  diye adlandırılır.

ingilizce ghost plant (hayalet bitki) ve 
mother of pearl plant ( inci bitki annesi) de derler.

nette çok aradım,ilk  kim bulmuş diye.
bir kaç yerde 1903 yılında Joseph Rose,
1904 yılında Frank Weinberg bulmuş diye bilgiler var.

sanırım farklı yerde iki adam, yakın zamanlarda bu güzelliği görüp,
çocuklar duymasın dizisindeki seyyar Tayyar gibi,
"o çiçeği ilk ben buldum " deyip sevinmiş..

muhteşem ingilizcemle anladığım kadarıyla,

ilk olarak Joseph Rose görmüş ve resimlemiş,
fakat Frank Weinberg üretip tanımını yapmış...
biri diğerine bu çiçeğin yapraklarından göndermiş,
diğeri de üretmiş.
ya da tam tersi :))

bu arada kesin geçerli tanımı yapıp belgeleyen Nicholas Edward Brown olmuş :))

kesin bu adamların,bu çiçek yüzünden araları açılmıştır.
biri yemiş,biri içmiş,öteki de hani bana hani bana demiş...
ha haha ..çook eğlendim.
her neyse...
üçüne de buradan sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum :))


dediğim gibi sukulentler dipsiz sonsuz bir kuyu...

ve birbirleri ile melezleyip binlerce çeşit üretilmiş şimdiye kadar.
her grup sukulentin onlarca türü,yüzlerce alt türü var.
henüz kesinlik kazanmayan ve isim verilemeyen,
hangi türe ait olduğuna bir türlü karar verilemeyen cinsleri var.
koca koca adamlar kadınlar,
kafayı bu sukulentlerle yemişler var...
oturup çatır çatır makale yazıp
"benim teşhisim doğru" diye paralananlar var...


nerden bulaştım sukulentlere, yareppim Allahım ya :))


yaprakları gri-yeşil, yanar döner pembe...

üzerinde balmumu kaplama varmış gibi görünür.
ilk kez görenler "bu" gerçek çiçek mi? " diye sorar.

aslında bukalemun gibidir.
sürekli gölgede kalanlar su yeşilidir.


kısmi gölgede yetişenler mavi-gri olur.


güneşli alanlarda yetişenler gri- pembe,


tam güneş alıp kavrulanlar sarı-gri-pembe olur.


güneş alma derecesi, toprak kalitesi,su miktarı...
hepsi renginin değişmesine sebep olan faktörlerdir.

tohumdan üretilmez,yapraktan üretilir.
çok kırılgan olan yaprakları hemen dökülür,
yapraklar düştüğü yerde yeterli nemi alırsa köklenir.


bir iki hafta içinde rozetler oluşmaya başlar.

ve iki ay içinde kocaman çiçek rozetleri oluşur.


çiçekler büyüdükçe sapları da uzar,
ve aynı sapın dibinden yeni rozetler oluşturur.


yıldız şeklinde,uzun saplı beyaz çiçeklerini mayıs-temmuz arası açar.



graptopetalum rozetleri yuvarlak üçgen bir Fibonacci spirali oluşturur.


doğadaki bu mucizeden bizim GP. de nasibini almıştır.



saksılara ve kaya bahçelerine pek yakışır, canım benim...
çektiğim yüzlerce grapto resminden ancak bu kadarını yayınlayabiliyorum.



ve en güzel tarafı,
susuz yaşayan ama bedeni ve ruhu suya doymuş olan bu güzellik,
fazla suladığınızda çürümesine rağmen,
kışın -15 derecedeki kar,don ve buza dayanır.

rengi de pespembe olur...


diğer sukulentlerle  birlikte kullanıldığında gri-pembe görüntüsü ile
harika bir renk cümbüşü elde edilir.


serçeler ve bizim komşunun zilli kedisi graptoya bayılır...
gelip gidip yapraklarını kırarlar..
ama hiiiçç mühim değil...
kırılan her yaprak aslında yeni bir bitkinin habercisidir.
öyle oturup saksı, toprak hazırlayıp dikmeye gerek yoktur.
bazen bir başka çiçeğin dibine,
bazen direkt yere,toprağa atarım.
kendi kendine köklenir bizim GP.


su istemez,bakım istemez,
gübreymiş, budamaymış...peh...

adam Meksika'nın çöllerinden kopup gelmiş,
neylesin bakımı?
zaten bakmaya kalksan,özen göstersen sıkılır.
yalnızlığı sever grapto.
uzaktan uzaktan sevicen,
geçicen karşısına seyredicen...

ve bu güzelliği bahşettiği için yaradana şükredicen...



2 Ekim 2013 Çarşamba

ben, keyfim ve kahyası....


bugün bir kasım-aralık sabahına uyandık...
içimde yeni yıl ağacını süslemek ister gibi bir duygu belirdi gereksiz  yere...
sanırsın ki yarın yılbaşı...

soğuk, gri, sevimsiz bir hava...
bahçemde çiçeklerim şok içindeler,hissediyorum...
"bizi de içeri al,sıcak odalara" der gibi baktı saksıların bazıları...
kışa hazırlamadım ki ben kendimi daha,sizi ne edeyim?

en çok da Sergio'nun şaheseri için endişeliyim.
yağmur yağacak diye üstünü naylonla örttüğümüz ahşap bank sırılsıklam olmuş.
daha boyanmadı,üstündeki aplikler şişecek...  :((
içeri alsak, ıslanmış ham ahşap kaç okka gelir ki?
ayrıca içeri onu kim taşır ki?
bank değil Süleyman'ın tahtı mübarek..
nazara geldik yine...

naylonu düzelttim,saksılara teselli verdim,
"azcık sabır,yaz gelecek yonca yiycez" dedim,girdim içeri...

işyerinden bir doktor arkadaşa teşekkür mahiyetinde birşeyler boyuyorum.
canım onu bile ellemek istemedi ki cuma sabah hediyemi vermem lazım.

keyfim,kahyasını kaybetmiş...ben keyfimi...
keyfi bulduk bir bardak çayla...
ikimiz baş başa kalınca pek mutsuz oluyoruz, illa ki kahyayı bulmamız lazım...

kahyamı genelde, nete girip çiçek, bahçe ve ahşap boyama bloglarına bakıp buluyorum bu aralar..
bugün de orada aradım kendisini...ilk durak bahçe,çiçek,böcek..

bahçemde yetiştirdiğim succulentlerden bazılarının hala isimlerini bulamadım.
ki beş senedir ismini  bulamadığım,bilirkişilere danıştığım ama yanıtsız kalan bitkiler var,
açılan linktekiler benim değil haaa yanlış anlaşılmasın.
succulent nedir bilmeyenler için örnek olsun diye verdim...

kafayı yedim bu suculentlerin alt türleriyle...
binlerce resme baktım,yüzlercesini kopyaladım senelerdir.
dosyalar oluşturdum,türlere ayırdım,
isimlerini ezberledim göre göre resimleri..
ve aptal bir hata yüzünden kocaaa arşivim flash diskten silindi...

işte bugün o dipsiz kör kuyulara, succulent resmi ve ismi aramaya girerken buldum  kendimi ...
hemen ayıldım,silkindim...

ve bu kabustan uyanmak için attım kendimi buraya :)
geçenlerde boyadığım,resmini çektiğim,hali hazırda bekleyen bir post...

çay kutusu..
işyerinden bir arkadaşın,yanında 3 adet tepsi ile elime tutuşturduğu minik çay kutusu...
şirin,sevimli..

oğlak burcuyum ben...
ciddi takıntıları olan,eski olan herşeye değer veren,kıymet bilen,
manyak derecede sıra, düzen,uyum hastası oğlak burcu...

işte bu peçete de takıntılarımdan birisi...

güzel işte daha ne yapayım?
yüzlerce peçetenin içinden elim ikide bir ona gidiyor.
bir de daha önce bu peçete ile yapılan galvaniz saksılar çok beğenilince,
 kaç tepsi boyadım ben bunlarla biliyor musunuz siz? :)


kutuyu zımparaladım, sevdim okşadım, tozunu aldım.

stencil ile rölyef pasta ile desen yaptım kenarlara.


kalın,boyutlu bir desen olsun istediğim için bolca sürdüm pastayı. 
kuruyunca hafif hafif zımparaladım ki desen girintili çıkıntılı durmasın.

ve yeşile boyadım her yerini...
(bu cümleden ben bile sıkıldım artık,başka renk ile eskitmeli objeler boyamalı)


mumla eskitme yapacaktım, vazgeçtim.

kutunun içi hariç,kenarlarını,altını ve üstünü kirli beyaza boyadım,
alttan hafif hafif yeşillerin görünmesine izin vererek..


kapağına bolca dekupaj tutkalı sürerek peçeteyi nazikçe yerleştirdim.
üstüne tek kat buzdolabı poşetini yaydım ve bir bezle güzelce ovaladım.
kurumaya bıraktım.


kuruyunca naylonu kaldırdım,peçetenin kenarlarını kestim.
ve kutuyu tamamladım.
ama çok sade oldu,azcık çatlatalım patlatalım...
daha bir anlam kazandıralım.

ikili şeffaf çatlatma yapmaya karar verdim.

en sevdiğim çatlatma.
ikincisi de mozaik çatlatma.

çünkü her ikisinde de "fırçayla aynı yerden geçmemeye dikkat ederek boyayı sürün" 
gibi bir durum söz konusu değil
ben tekli boya çatlatma veya ters çatlatma olayında pek başarılı değilim.
fırçayla aynı yeren geçip geçip duruyorum,sonuç fiyasko... :)

ikili şeffaf çatlatma ve mozaik çatlatmada fırçayı istediğiniz gibi kullanıyor,
istediğiniz yönde sürüyor ve aynı yerden gene gene geçebiliyorsunuz.

şeffaf çatlatmadaa step-1, step-2 şeklinde iki vernik var.
ikili şişeler halinde satılıyor.

ilkini bolca kapağa döküp fırça ile düzeltiyorum. 
ince minik çatlaklar için her iki verniği ince tabaka halinde, 
kalın ve derin çatlaklar için de bol bol sürmek gerekiyor.
kalın tabaka yaparken ben cetvel kullanıyorum düzeltmek için.



step-1 kuruyunca şeffalaşıyor.
daha hızlı kurutmak için fön makinası kullanıyorum bazen.

step-2 zaten şeffaf...sürünce yağ tabakası gibi bir görüntü oluşuyor.

genelde akşamları boyama yaptığım için resimler pek net değil,
mutfakta sarı ışık altında anca bu kadar...

iki çatlatma arası bir gün beklerseniz daha iyi sonuç alırsınız..

işte çatladık...


kendi kendine bu kadar çatladı..ama ben de çatladım.
bu yüzden fön makinası imdada yetişti.
daha da çatladık... :))


ve beyaz yağlı boya ile parmacıklarımla çatlakları doldurdum.


temiz kuru biz bezle kapağı sildim,fazla bastırmadan...
çatlakların içindeki boyayı silmemeye gayret göstererek...
parlak sprey vernikle vernikledim.

ve  final....




amma güzel göründü gözüme anlatamam...
resimleri çekerken de pek eğlenmiştim zaten :)

iyi ki bu postu yazmak için oturdum...
kayıp arkadaşımız da geldi.
muhteşem üçlüyü tamamladık...
ben,keyfim ve kahyası...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...