30 Kasım 2013 Cumartesi

sürahiden vazoya...yeni hayata merhaba...


Çok üşeniyorum bu aralar....
canım hiiiç boya yapmak istemiyor.
bahçem de perişan halde...
bu eve taşınalı ilk kez soğanlı çiçekleri dikmedim bu güz...
gerçi daha vakit var,geç kalmış sayılmam.
ama yarın öbür gün kar kış kıyamet gelirse,ne olur bilmiyorum.

içeri alınacak saksılar var,girişe konacak saksılar var.
giriş düzenlenicek,dolaplar boyanacak.
saksılar boşaltılacak,bazılarına dekupaj yapılacak.
dışarda kalacak çiçeklere korunaklı yerler hazırlanacak.
e peki beni kim toplayacak?

öyle bir dağıldım ki...
"hayde bre Malkoçoğlu" demek lazım.
"de heyde o zaman" diye başlamak lazım...

şimdilik beklenen o heves veya adı her neyse...
henüz ufukta görünmüyor.
beklemedeyim...

bu postu okuyanlar, peçeteyi hemen hatırlayacak.
arta kalan gül desenlerini kullandım bu çalışmada.


bu yemyeşil, sapı olan toprak bir sürahi idi vaktinde...süs amaçlı...
boya işine ilk başladığımda, önce beyaza,sonra mavi boyamıştım.
kimbilir aklımdan neler geçti de üst üste boyamışım işte.
yaşlandım artık,hatırlamıyorum valla.

tek bildiğim,çoook uzun süre,
sıra kendine gelsin diye bekledi durdu garibim.
defalarca elim gitti geldi ama tekrar depoya kaldırdım.
ama sabır taşı değil tabi ki kendisi...çatladı...
kulbu kırıldı...
evimizin çömlekçisi kulbun dip kısmında açılan deliği porselen hamuru ile tıkadı.
hamur kurudu,sertleşti.

orjinal rengine boyadım yine.
ve evet yine yeşil eskitmeli kirli beyaz bir obje yapacağız.

iki kat yeşile boyayıp,rastgele mum sürdüm istediğim yerlere...
zaten hali hazırda kendinden desenli arkadaşımız...



 beyaza boyayıp zımparaladım yine üstten üstten.




kenarlarından ıslak ince fırça ile ayırdığım desenleri,
dekupaj tutkalı ile yapıştırdım.
önce yüzeye tutkal,sonra peçete.
üstüne buzdolabı poşeti...
bir bezle ovaladım bastıra bastıra.
kuruyunca ama mutlaka kuruyunca poşeti kaldırmak lazım...






mat sprey vernikle 2 kat vernikledim.
parlak vernik istemedim bu sefer.
parıl parıl parlamasın istedim.
sanki ninemin sürahisiymiş gibi...
sanki bana kalmış gibi... :))



çalışma kısa sürdü,
 uğraştırmadı,yormadı.
iki kat boya,
 bir kat tutkal, 
   iki kat vernik...

    pek pratik ,pek estetik...



24 Kasım 2013 Pazar

josephin ve angelina



blog resmini kullanarak bir kutu yapmıştım geçtiğimiz ilkbahar...
resimleri nereye fıydırıp attıyssam,ancak bulabildim...
çoook uzaklardaki bir arkadaşımın güzel kızı için...

kırık beyaza boyamamışım kutuyu hayret..
kendimi nasıl tebrik ettim bilemezsiniz.

güzel kızımızın beğenmesi için pembe rengi kullandım.

kız çocuklarının bir "pembe" dönemi olur hani.
her bişeyleri pembedir.
odalarında her mobilya,nevresim,yastık kılıfı...
süsleri püsleri pembedir,
terlikleri,pijamaları,kalem kutuları...
tokaları,kitap kapları...

daha doğmadan kızlara pembe,erkeklere mavi bir dünya hazırlarız.

hiç düşündünüz mü neden pembe ve mavi?
ben taaa ilkokuldan beri düşünürüm.
pembeden hi hoşlanmamışımdır giysi olarak...
pembe takılarım ve ayakkabım da hiç olmamıştır.

pembe ruj ve oje kullandım tabi...büyüyünce :)
ama pembeye boğulan bir kız çocuğu olmadım hiç.

lakin geçenlerde pudra pembesi  ve kırık beyazdan bir yatak odası yaptım kendime.
yılların acısını çıkardım gibi yani :))

internette, çocuklar için  mavi ve pembe kullanımı için bir sürü fikir var.
hepsinin temelinde öğrenilmiş alışkanlıklar yatıyor aslında.

Yüzyıllarca önce insanlarda şeytani güçlerin, 
bebeklerin veya küçük çocukların odalarında dolaştıklarına, 
onların vücutlarına girmek için fırsat kolladıklarına ilişkin ortak bir inanç vardı. 
Ayrıca bu şeytani güçlerin, mavi renk tarafından kovulduğuna da inanılıyordu. 
Çünkü mavi göklerin rengi idi. 
Hatta bugün bile hala Ortadoğu'da şeytanı kovmak için, 
bazı evlerin kapıları maviye boyanmaktadır.

O zamanlarda, sülalenin devamı için, 
erkek bebeklerin önemi daha fazla olduğu için, 
şeytan korkar da gider diye, 
erkek bebeklerin ve küçük erkek çocukların giysilerinin 
mavi olması adet haline geldi ve yüzyıllar boyunca devam etti.
Çok sonraları kız bebekler de "erkek bebekler kadar önem kazanınca", 
onların giysilerine de bir renk verilmesi ihtiyacı doğdu 
ve de çiçeklerin en güzeli olan gülün rengi, yani pembe renk verildi.



blog resmimi kullanmaya karar verdim.
içine Harrison amcamın bayıldığım kadın resimlerinden ikisini koymuştum.
Josephin'i tanıyorsunuz, diğeri de kardeşi Angelina...

en az onun kadar nazik,naif bir fransız matmazeli...
ve her ikisi de ayna delisi :))


kutunun her yerini en sevdiğim renk olan duck egg  rengine boyadım,
resmin fon rengine uyması açısından...



bu kadar ayna meraklısı iki hatun resmi kullanıp da
kutunun yanında bir de ayna boyamamak olur mu?


kutunun dış kısmının kenarlarını mumladım.
güzel bir pembe tonuna boyayıp zımparaladım.


aynı şekilde aynayı da mumlayıp,boyayıp zımparaladım.


daha sonra en sevdiğim stencil ile kutu kenarlarına desen yaptım.



resmi dekupaj tutkalı yapıştırıp, aynaya da desen yaptım.



daha sonra ikili şeffaf çatlatma ile kutuyu ve aynayı çatlattım.
çatlatmayı burada ve burada anlatmıştım.



çatlaklar oluşup iyice kuruyunca içlerini parmak yaldız ile doldurdum.


parlak sprey vernikle 3 kat vernikledim.

küçük kızımıza kargo ile gönderdim.




çok renkli,cicişli bicişli bişey oldu.
tam kız çocuklarına layık...

arkadaşıma bir tepsi ve oğlu ve minik kızı için de iki kutu boyamıştım.
ama artık gidiyorum,onları sonra anlatırım.
çünkü pazar akşamı ve benim çok işim var.

tüm gün yattım durdum,evin içinde bir o yana bir bu yana gezdirdim kendimi...
kendimi pazartesi sendromuna hazırlamam lazım... :))

20 Kasım 2013 Çarşamba

begonya ahhh caaanım begonya...aşkımdan sana saksı boyadım...hem de tebeşir boyayla...





bir varmış bir yokmuş...
17. yy. Fransa'sında Charles Plumier  adında bir adamcağız varmış...
amanın,dilerim bu gerçek görüntüsü değildir. :)
neyse görüntüye değil,icraatlara bakıcaz artık.

zat-ı muhterem, çok iyi bir aileden gelmekteymiş,
çok da iyi yetiştirilmiş...

aldığı eğitim neticesinde botanikçi olmaya karar vermiş ve dünyayı gezmiş...
gezmiş..gezmiş...akla hayale gelmeyen bir sürü bitki bulmuş...
hepsine de birer isim vermiş.

Leonhart Fuchs için fuşya (küpeli),
Obel'in Mathias için lobelia
Pierre Magnol  için manolya...
saire ve saire...

işte bizim begonya çiçeğini de, eski Fransız kolonisi olan Haiti'nin valisi
Michel Bégon'e ithaf etmiş.

begonya çiçeği, hayalperestlik anlamına gelmekteymiş aynı zamanda.
acaba diyorum bizim vali pek bi hayalci falan mıydı ki acep?
ilerde "Fransa kralı olucam" diye hayallenmekte miydi?
:)))

bazı kaynaklara göre,çiçeklerin anlamları ilk kez
İstanbul'da oluşturulmaya başlanmış.
1716 yılında eşiyle İstanbul'a gelen İngiliz lady Mary Wortley Montagu tarafından bir araya getirilen bu çiçeklerin anlamları İngiltere'ye götürülmüş.

çiçek anlamlarına ilişkin Fransa'ya da sıçrayan bu merak, yaklaşık 800
çiçeğin anlamının belirlenmesine ve  ortak bir çiçek dili oluşmasına sebep olmuş.

aman neyse ne?
dibine darı mı ekicez?
öğrendik işte kim bulmuş,nasıl isim vermiş....

ben geçen sene bahçemin kadrosuna aldım begonyayı...
pek sevdik,pek hoşlandık birbirimizden.

evin içi dışı saksı dolduğundan ve
bahçede bolca boş yer olduğundan,
ilk önce yere dikilebilen mevsimlik begonyalardan aldım.




sonra baktım ki ben anlaşıyorum begonyayla,
gittim daha afilli olanlardan da aldım.
ama ne afil..ne afil...

hele ki ilk resimdeki begonya,
kendini mary antoinette sanıyor.
hoş haketti bu kendi beğenmişliği...
pek de yakıştı ona...

e güzellik başa bela...
gelen geçen "bu gerçek çiçek mi?" diye elledi durdu.
çiçekleri döküldü,dalları kırıldı.
çok tacize uğradı garibim...





evin dış kapısındaki merdivenlere iki adet saksı almıştım geçtiğimiz sene.
tipik plastik saksı renginde...
baktım baktım beğenmedim.
ne etsem,nasıl etsem derken,
aklıma chalk paint geldi...

BURADA tarifini vermiştim.


saksı,bildiğimiz plastik saksı.
boyamızla her aşamada iyice kuruduğundan emin olarak
3 kat boyadım, sütlü kahve tonunda bir renkle...


sonra beyaz boya ile toz alır gibi, üstten üstten boyadım.
fırça mutlaka kuru olacak bu aşamada...
önce boyaya batırıp,sonra bir peçeteye bastırıp
fazlasını alarak sürüp boyamak lazım.


sonra bol bol sprey vernik...
içine de begonya...




son 1 yıldır aynı yerde duruyorlar.
kar, kış, fırtına, yağmur, don, buz...
bana mısın demediler...

tekme yedi, kediler yaladı, sülükler yapıştı...
aynı zerafetiyle durmaktalar Allah'a şükür...

içindeki begonyalar artık ömrünü tüketti.
yakın zamanda ya lale dikicem içine ya da nergis...
artık hangisi kısmetse...

15 Kasım 2013 Cuma

dekupaj resimleri ve programlar



hala fıstık yeşili boya arıyorum :))

bunları yeni yaptım.

acemice ama en azından deniyorum.

saat çok geç oldu..
uyku bi ara geldi...
yüzüne bile bakmadım,gitti...
dolandı dolandı gene tepeme dikildi.
elinde sopayla bana bakıyor şu an.:))

bi ton işimin arasında,gene bulaşacak bişey buldum ya helal olsun bana...

kolajları yapmak için iki ayrı program kullanıyorum.


bu, herhangi bir jpg, gif. veya bmp. formatındaki resimleri png. yapmak için...


bu da png. resimleri transparan arka fon sayesinde üst üste koymak için.

biraz kurcalayınca nasıl kullanılacağını öğrenmek çok basit...










11 Kasım 2013 Pazartesi

fıstık yeşili boyası olan var mı?


   
her rengi boyadım,bi fıstıki yeşil kaldı da ondan soruyorum...

bu ahşap boyama işine girişince insan ister istemez 
güzel,değişik,vintage resimler aramaya başlıyor.
en azından ben arıyorum.
hoş, nette trilyonlarca resim var. 
binlercesini de kaydettim.
koca bir flash disk, ağzına kadar resim dolu.

ama bu bana yetmedi.....
ya fon renklerini beğenemiyorum,ya figürleri, ya yazılarını...
illa ki kendim yapsam,nasıl yapsam diye düşünürken,
akıllı adamlar benim gibi resim çizme yeteneksizleri için,
bir sürü digital program tasarlamış.
sağolsunlar varolsunlar...

ben de elimdeki binlerce resimden yüzlerce kombinasyonlar yapmaya başladım.

figür ve fonların çoğu nette dolaşıyor zaten.
çiçek ve etiketlerin de...

tek ihtiyacımız olan jpg. formatındaki resimleri png. formatına çevirecek
ve bu formattaki resimleri katman katman koyabileceğimiz iki ayrı program.

her iki program da online kullanılabiliyor.
azcık kurcalama ile hangi buton ne işe yararmış,
neyi nasıl kullanırmış öğreniyor insan.

ben de bir iki resim tasarladım.
çalışmalarım hala devam ediyor.

bu resimlerin nette eşi yok,
yani kopyalayıp bastırırsanız ve dekupaj yaparsanız,
dünyada kimsede olmayan resimlere sahip çalışmalarınız olacak.
zira ben henüz resimleri bastırmadım,
bu üşengeçlikle bastırcağım da yok.
bari sizlerin işine yarasın.
beğendiyseniz tabi....











Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...