31 Mayıs 2014 Cumartesi

Tanrım beni baştan yarat :)


bu sene saksılarımın bazılarına sanat dolu makyajlar yaptım.
çoğu kendini aynada tanıyamadı :)
şu tadilat işleri olmasaydı daha geniş kapsamlı çalışmalarım olacaktı ama
arada üç beş saksıyı da aradan çıkarabildim nihayet...

bugünkü konu mankenlerimiz beyaz plastik 3 adet saksı.
bildiğiniz dümdüz plastik,beyaz...
içine küpelilerimi koyacağım geniş ve yüksek saksılara ihtiyacım vardı.
geçenlerde aldım,"ben bunları boyarım" dedim,boyadım.


polisan beyaz plastik boya ile plastik saksılarımı pon pon süngerle iki kat boyadım.  
süngerle pıt pıt vurarak boyadığım için pıtır pıtır kumlu bir görüntü oluşuyor.
benim istediğim de bu çünkü chalk paint ile boyacağım.
son katı boyarken de kuru fırça eskitme yapacağım.
doku oluşturmak için ilk katları süngerle boyamak en güzeli.

plastik boya ile boyadıktan sonra rölyef pasta ile desen yaptım.


rölyefler kuruyunca bir önceki posttaki ayna için hazırladığım 
kahve-bej benzeri chalk paint boya ile saksıların her yerini boyadım.
normal fırça kullandım bunun için,süngere gerek yok.



chalk paint, içinde derz dolgusu olduğu için çok çabuk kuruyor.
hele de hava sıcaksa 15-20 dakika içinde diğer katı boyayabilecek kadar hızlı...

sıra eskitmeye geldi.
son kat boyayı kırık beyaz chalk paintle yaptım.
geniş, sert kıllı bir fırçanın uçlarını önce chalk painte
sonra kağıt havluya değdirip
saksının dibinden üstüne doğru tek yöne hamleler yaparak boyadım.
allık sürer gibi yani.
eğer ileri geri sağa sola boyarsanız karman çorman bir görüntü oluyor.
ama tek yönlü boyarsanız,fırçayı ilk değdirdiğiniz kısım koyu,
uçlara doğru da açık renk oluyor.


ve yine üstten üstten hafif dokunuşlarla boyanan desenler...


toz alır gibi boyayacaksınız,fazla bastırmadan...


desenlerin üst kısımları ve kenarları boyadan nasibini bolca alırken
desen aralarına fazla boya değmeyecek,bu da desene derinlik kazandıracak.

gayet güzel oldu bence,sonuçtan memnun kaldım.


su bazlı mat vernikle vernikledim,fırça kullandım çünkü hava rüzgarlıydı.
rüzgarlı havada sprey vernik eşittir hayal kırıklığı..


üçlü demir saksılığıma koyarım diye düşünmüştüm bu saksıları,koydum da...


fakat saksılar sıkıştılar sanki...


bu arada saksı standı da paslanmıştı,bu resimlerden sonra
onu da enamelle kırık beyaza boyadım,

ohhh rahatladım.


ve canım cicim küpelilerimi diktim içlerine.



ve dediğim gibi çiçekler birbirine girdi.


saksılar sıkıştı,küpeliler bunaldı,ben daraldım.

şimdi işin yoksa küpeliler için başka bir stand ya da sehpa bul.
işin yoksa onları da boya.
ve yine işin yoksa bu üçlü stand için 3 tane daha saksı boya.

ama benim çoookkk işim var.
sıranızı bekliyeceksiniz canım.
sizi de sonra baştan yaratırım..




28 Mayıs 2014 Çarşamba

hayat her zaman insana gülmez...azıcık da sen gıdıkla :)



gıdı gıdı gıdı gıdı...
gıdıklamaktan sıkıldım,o ise bir tebessüm bile etmedi.
bir gün fena patlayacak...kas kas nereye kadar...
katıla katıla gülecek bize de hayat...
bekliyoruz...buna da şükür...

izinliyim bu hafta...güya evi ve bahçeyi toparlayacaktım.
hoş gene de bir iki iş yaptım ama amaç bu kadar değildi...
hala ev ve bahçe sınırları içinde çalışan işçiler...
çekiç ve matkap sesi...
 uyandığımdan beri devam eden baş ağrısı...
iki değişik ağrı kesici...
koca bir demlik çay...
hava kurşun gibi ağır...
kafamın içi bir milyoncu dükkanı gibi...
özetle ev dağınık,bahçe dağınık,ben hepsinden dağınık...
başlamak bitirmenin yarısıdır ya...hah işte ben başlayadım bile...

geçen sene chalk paintle bir iki bişey boyamıştım.
daha başka şeyler de boyarım diye fazla fazla hazırlamıştım.
bir senedir duruyor bir kutunun içinde,baktım bozulmamış,katılaşmış ama...
ne de olsa içinde derz dolgusu var,normaldir...
aldım elime,biraz sıcak su kattım.karıştırdım,eski haline döndü.
kenarda köşede kalmışları boyadım.


bu çerçeveyi çok çok ucuza almıştım,
içinde bana hiç uymayan bir resim vardı,söktüm attım.
çerçeve kızıla bakan maun gibi bir renk...
chalk paint boyamız ise beyaz renkte...
içine azıcık kahve ve çok çok az kırmızı ekleyerek güzel bir renk elde ettim.
başladım boyamaya...
ilk kattan sonra kurudu,ikinci katta tamamen kapandı kendi rengi...


daha sonra beyaz chalk paint içine azıcık kirli beyaz ekledim,
süt beyaz olmasın diye.
kuru fırça eskitme şeklinde boyadım sonra.
kuru bir fırça lazım...geniş,sert kıllı bir fırça...
fırçanın ucu ile boyaya azıcık dokunup fazlasını bir kağıt havluya silip
üstten üstten boyadım çerçeveyi....




sonuç iyidir,beğendim...
içine başka bir resim koyup duvara asmayı düşündüm önce....
sonra ayna yapmaya karar verdim.
evin girişinde ayakkabılık üstüne astım aynayı.
eve giren çıkan saçını başını düzeltsin diye :)


hazır tebeşir boyayı elime geçirmişken sağda solda bekleyen saksılara da el attım.

şöyle eski kahverengi plastik bir saksı var elimde...


önce beyaz plastik boya ve pon pon saplı süngerle
pıt pıtlayarak iki kat saksıyı boyadım.
her kat arası boyanın iyice kuruması gerekiyor.
eğer ilk kat kurumadan ikinci katı boyamaya kalkarsanız alttaki boya da kalkar.

aslında enamel cam boyası da vardı evde ama
onu camlar için kullanırım diye düşündüm.
elimde bol miktarda plastik boya var,saksılara bunu kullanmak daha mantıklı geldi.

sonra elimde kalan chalk paint içine azıcık siyah ekledim
 güzel bir gri rengim oldu  ve yine pon pon süngerle boyadım saksıyı.
ikinci kat için, kalan gri rengine çok çok az sarı ekleyip
kum grisine benzeyen bir gri daha elde ettim.
bununla da boyadım bir kat...


1-beyaz plastik boya
2-gri chalk paint
3-kum grisi chalk paint
pon pon süngerle pıt pıt :) boyadığım için beton dokulu bir görüntü oldu.

ardından rölyef pasta ile desen yaptım.
rölyef kuruyunca sütlü kahve ahşap boyasıyla üstten üstten renklendirdim.


maksat desen ortaya çıksın azıcık.

kuruyunca beyaz chalkp painti fırça ile bir kat daha vurdum saksıya
ama hemen sildim,çünkü
sanki kireçlenmiş gibi bir görüntü olsun istiyorum...
 işte sonuç..



su bazlı mat vernikle vernikledim bir kaç kat
çünkü dış mekanda duracak ve suyla pek sık haşır neşir olacak.


içine sitemizin bahçıvanından hediye petunyalar...
pek yakıştı pek güzel durdu...
beğendim....

beğenmediğim şey ise şu uyuşukluğum...
kendisine somurttuğum ve doğal olarak onun da bana bolca somurttuğu hayat...
neyse gıdıklamaya devam...
gıdı gıdı gıdı gıdı...

11 Mayıs 2014 Pazar

Şükrü Bey ve Zarife Hanım...


bahçem...
her yaprağında,her çiçeğinde,
parmaklarımın izini taşıyan yer...
huzurun kalbimdeki adı...

her ne kadar bu bahar kendisini istediğim hale getiremesem de
yine de beni bırakmayan,
"sen üzülme,biz burdayız" diyen çiçeklerim...
sarmaşıklarım,sukulentlerim,çalılarım,ağaçlarım,
ayrık otlarım,solucan ve sümüklü böceklerim...
hepinizi seviyorum,
hepiniz benim bebeklerimsiniz :)

ezelden beri en sevdiğim ay mayıstır...
bir bahçem olmadan önce de çiçek böcek işine girmeden önce de
mayıs ayı her zaman benim için önemli olmuştur.
ne sıcağa ne soğuğa dayanabilen sıkıntılı bir yapıya sahip olmamdan mütevellit,
baharın yaza geçtiği o nemli ama üşütmeyen,
sıcak ama bunaltmayan mayısı severim ben.

nisanın yağmurlarını doya doya yiyen çiçeklerin çoğu
mayıs ayında yeşerir uzar, mayıs ayında açar coşar...
bizim bahçe de bundan nasibini alır.

haseki küpelerim,clematislerimin çoğu,
irisler,bodrum papatyaları,galalar,
cezayir menekşeleri,şakayıklar,çan çiçekleri...
bahçemde hali hazırda ekili dikili olan ne varsa
genelde mayısta çiçeklenir.

ve bahçemdeki baharın en güzel aşkı da mayısta yaşanır.

Şükrü Bey ve Zarife Hanım....

Şükrü Bey'i daha önce burada anlatmıştım.

şimdi sizleri tanıştırayım....
 bu endamı güzel bayan da Zarife Hanım...

Weigela florida...vangelya..Gelin tacı...



Şükrü Bey'den sanırım bir sene sonra,2008'de
bahçeye gelin geldi bizim Zarife Hanım.
kendisini taze delikanlı mor salkımın yanına diktik.
pek küçük pek toydu...
boyu 15-20 cm ya vardı ya yoktu.
2009'da ilk çiçeklerini verdi.


2010 yılında boyu 1 mt.yi geçti.
Şükrü Bey'e yetişmek için paraladı kendini :)


2011'de Şükrü Bey'den daha da uzun oldu.
ama bu onun suçu değildi.
evimizin çok işgüzar bahçıvanı,
mor salkımı deli gibi budayıp da bonsaiye çevirince
Zarife Hanım, Şükrü Bey'e tepeden bakmaya başladı :)


2012'de dallandı budaklandı,
çiçekleriyle coştu kudurdu.
sanırım ne olduysa bu yıl oldu.
Şükrü Bey nihayet Zarife Hanım'a vuruldu. :))

dalları çiçekleri birbirine karıştı.
Şükrü Bey en güzel kokularını Zarife Hanım için savurdu.
kollarını Zarife Hanım'a doladı durdu..


2013 yılında "gelin damattan daha uzun olmasın" deyip,
Zarife Hanım'ın boyuna posuna bir çeki düzen verdik.
derin bir budama geçirdi kendisi.

ve buna öyle üzüldü öyle bozuldu ki güzelliğini esirgedi bizden.
tek tük çiçek açtı.
aşığının üzüntüsüne dayanamayan Şükrü Bey de
bu sene pek çiçek vermedi.
zaten 2013'te güzel ne oldu ki bizim evde?
herşey kötü herşey üzücüydü...
belki de bizim neşemiz huzurumuz olmadığından
2013'te onlar da mutsuzdu...


ve geldik 2014 yılına....

ey dostlar....
bizim bu sene düğünümüz vardı :)
morlarımız pembelere karıştı.
salkımlarımız gelin tellerine...




vangelya...vigelya...gelin tacı...
Japonya,Kore ve Çin'de doğal olarak yetişen,
boyu 3 mt.yi bulabilen bir çalı türüdür...

güneşli ve nemli yerlerde güzel çiçeklenir.
toprak seçmez ki en güzeli budur.her toprakta yetiştirebilirsiniz.
çiçeklenme döneminden sonra budama yaparsanız,
gelecek sene için çiçek verimini arttırırsınız.


pembe,beyaz ve kırmızı çiçek açarlar.
alacalı rengi de vardır.


soğuk havalara dayanıklıdır. -20 dereceye kadar dayanır.
Marmara ve Karadeniz iklimine çok uygundur.


çiçekli dönemi yaklaşık 20-21 gündür.
mor salkım ve haseki küpesi gibi,
yılın 11 ayını 1 aylık çiçek için beklemek zorundasnız.


üretmek isterseniz, sonbaharda odunsulaşmış uç dalları dikerek 
veya ilk baharda tohumları ekerek yetiştirebilirsiniz.
 ben tohumdan hiç denemedim ama  çiçeklenme bittikten sonra 
odunsulaşmaya başlayan uç dallardan yetiştirmeyi başardım.


özetle...
bir aylık harika bir renk görmek isterseniz bahçenizde,
deli gibi çiçek açsın,gelin gibi salınsın,
bahçeyi pembelere boyasın isterseniz...
gelin tacını bahçenize alın...

mor salkımın yanına dikin ve renk cümbüşüne doyun...





3 Mayıs 2014 Cumartesi

ne çektin be peçete :)



yapmalara doyamadığım,kullanmazsam çatladığım erengüllü peçete karşınızda yine.

daha önce galvaniz saksı ve poşet çay kutusu  boyamışlığım var.
hatta ilk başladığım dönemde bir de şişe ve saat boyamıştım.
şişe evdeki yerini aldı ama saat tamir olmayı bekliyor.
neden acaba,bakalım kim bilicek? :)

                                                                                                                                                                   
   
yağı bol bulan arap sendromu yaşatıyor bana bu peçete :)
önüme ne gelirse yapıştırıyorum da yapıştırıyorum.
dedim ki "neden tepsiler de nasibini almasın?"
arka arkaya 3 tepsi boyamıştım vaktin birinde ,yolladım sahiplerine.
tipik basilyus çalışması oldu bunlar da tabi ki..


 her zamanki rölyef pasta... kuruyunca zımpara...


erengüllerin yaprak rengine yakın bir yeşil....


kırık beyaz ile fırça eskitme


boya kuruyunca peçeteler dekupaj tutkalı ile yerlerine...


vay maşallah...
ne kadar güzel bir desen...
kim çizdiyse sevgi ve saygılarımı yollluyorum.
minnetarım...


ikili şeffaf çatlatma ve beyaz yağlı boya ile dolgu...mat sprey vernik...


aşığınım erengüllü peçete..
kurtulacağını sanıyorsan çok yanılıyorsun :))
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...