20 Ekim 2014 Pazartesi

kutu kutu pense...elmamı yerse..arkadaşım Hatçe,arkasını dönse :)



evvvettt...
 "hiper uyuşukluk" sendromundan kurtulma çabalarım sonuç veriyor.
elimi kolumu, bir kaç zaman, ahşap boyamadan çekince
deriiin bir uyuşukluğa gark olmuştum bilindiği gibi.
ama son bir haftadır bunu atlatmış durumdayım,
yani sanırım, hadi inşallah ve de maşallah...

 boyadığım objeyi bitirince, 
resimleri düzenlerim ve yazıyı yazmaya başlarım.
genelde aklıma ilk gelen başlığı kullanırım.

bu çalışma için bi başlık bulamadım :)
 yarım saat düşündükten sonra, beynim zorlanmayı reddetti :)
gezindim,dolandım,
bir kahve bir sigara ile beynime gerekli oksijeni yolladım,
masaya oturdum ve yine aklıma ilk geleni yazdım.

KUTU KUTU PENSE oyununu oynamayan yoktur herhalde.
 çoğu çocuk oyunu sözlerinde ve tekerlemelerinde olduğu gibi sözler bir garip.
anlamsız,kel alaka...kim uydurmuş yahu bu sözleri?

zaten hiç sevmezdim,sinir olurdum."ne salak bi oyun bu ya" derdim küçükken.
ay şimdi çocukluğuma indircek beni zorla. :)

ve elbette,başlığı yazınca,
"elimizin altındaki nimetlerden faydalanalım bari de
neymiş ne demekmiş öğrenelim" diye bir araştırma yaptım kısaca.

fransızca "écoutez écoutez pensez" sözünden geliyormuş.
"dinleyin dinleyin,düşünün" demekmiş efendim.
 "ekute ekute panse" diye okunduğunu varsayarsak,
"kutu kutu pense" nerden gelmiş anlıyoruz.

anlamadığımız, fransızca söylenişinin taklidi yapılarak
kutular dolusu pensenin bir çocuk şarkısına sokulması...

kafiye olsun diye hırdavatın oraya konmasının amacı ne?

peki "elmamı yerse" cümlesi???? kim yiyiyor elmayı? ne alaka?
ya pensenin elmayla olan münasebeti???

ve neden oyundaki arkadaşlarımız adı söylenince arkasını dönüyor?
sonra yine adı söylenince önünü dönüyor?

çok basit...
oyuna katılan çocuklara,arkadaşlarının isimlerini öğretmek..
ve de ön-arka kavramını...

bu oyun sadece bizim millete mi aitti yoksa fransızlarda da var mıydı? 
yoksa bizimkiler sadece o söz dizisini alıp bu garip oyunu mu uydurmuşlardı?
merak konusu...

diyelim ki onlarda da bu oyun vardı..
tabi bizim gibi 7 yaşında okulla tanışmıyordu o zaman elin çocukları.
Allah bilir 3-4 yaşında başladıkları kreş hayatında oynatılan bir oyundu.

 bizler 8-9 yaşında,boş geçmesin diye, beden eğitimi dersine
 mecburen giren müdür yardımcısı tarafından zorla oynatıldık :)
adamın kapkara saçları ve kapkara bıyıkları hala aklımda,
sanırım saçını da bıyığını da boyuyordu. :))
biz el ele halkalar oluşturup,deli gibi bi öne bi arkaya dönerken,
o, bahçenin bir kenarında,elleri göğsünde bağlı,
ifadesiz bir suratla bizi seyrediyordu. :)

ecnebi çocukları o yaşlarda icatlar yaparken,
biz kazık kadar veledler, Trakya'nın ortasındaki bir ilkokul bahçesinde,
bi önümüzü bi arkamızı döne döne "kuutu kuutu peeense" dedik.
ne büyük travma yarabbim!!!

bir de "aç kapıyı beeeezirgan baaaaaşı" vardı ki...
en iyisi bu konuya hiç girmeyeyim :)))
-----
efendim,bir önceki postta,
neredeyse iki yıl önce bana verilmiş iki adet kutudan bahsetmiştim.

kutunun yazısını yazınca ilgili kişiden mesaj geldi.
"ilgili kişi seni duydu,o da seni öpüyor.
elbet bir gün sıranın ona geleceğini biliyor"

ilgili kişi...canım benim...tam senin kutuya el atacakken,
başka bir mesaj daha aldım.

"abla,aynı gün benim de iki kutumu almıştın boyamak için,
yazında boyamaya geri döndüm demişsin.
benimkileri de bekliyorum en kısa zamanda"

"hö? nasıl yani?" derken,bir koşu depoya daldım.
ve evet orada...diplerde bir yerde yatan kutuyu buldum.
ve hatırladım.

2 sene önce, 3 kişiden, 4 kutuyu alıp eve getirmiştim.:)
vay başımı nerelere vurayım?
ya da kafama bir huni takıp,"kutu kutu pense" demeye mi başlayayım?
Tek başıma,bi önümü bi arkamı döner dururum.döner döner adımı ezberlerim:)
ha haha haaayy :))


üstelik bu kutudan başlamıştım soyma, sökme ve zımpara işine.
fakat o kadar sevimsiz bir kutuydu ki anlatamam...
üstünde berbat bir deri kaplama vardı.içi de aynı deriyle kaplanmıştı.

daha fazla acı çekmemek adına,kutuyu kaldırıp depoya atmıştım o zamanlar.
ve gelen o mesajla bu çirkin kutu tekrar hayatıma girdi.
üstelik bu kutunun,ince uzun,şiş kutusuna benzeyen bir arkadaşı daha var,
o da boyanmayı bekliyor ve evi talan etmeme rağmen kendisini bulamadım.


yanları tahta,altı ve üstü mdf...menteşeler çok adi ve çivilenmiş..
tahtalar acayip sert ve kıymık dolu...her yerinde silikon izleri var...
o kadar kötü haldeydi ki...

kaplamayı kaldırınca tüm hayallerim yokoldu.
zımpara yapıcam derken kendimden geçtim.

hatta o kadar kendimden geçtim ki,
kızlık soyadımı taşıdığım gençlik günlerimi aşarak,
direkt kutu kutu pense dönemine indim.


hemen anlatmaya başlıyorum,bazı aşamaların resmi yok çünkü.
o kadar çok boyadım ki tek tek resim çekmedim.

evvela kutunun karşısına geçtim,baktım baktım...o da bana baktı...
ben baktıkça daraldım,o baktıkça büzüştü...aldım elime zımparayı...
sonra zımpara yapmaktan sıkıldım,tahta değil bildiğin kalas...
üç ay zımparalasam da bişey olacağı yok.

kapağı bilmem kaç kat kırık beyaza boyadım.
kapaktaki şekilsizlik,tırtıklar ve silikon izleri gitmedi.
biraz rölyef pasta ile desen ve ortasına çatlatma yapayım dedim.
hani zemindeki gariplikler kaybolsun diye.
ı-ıhhh.. bana mısın demedi...beğenmedim...

evirdim çevirdim...aklıma chalk paint geldi.
dedim "başka yolu yoktur,tebeşir boyayla boyanacak,"
nasılsa kendinden eski püskü bir kutu,anca kendine gelir.

elimdeki koca bir kutu beyaz tebeşir boyadan bir miktar alıp,
içine bir iki damla siyah boya kattım,oldu sana French Gray :))
kutunun her yerini bu gri ile boyadım iki-üç kat...


daha sonra geniş,kırpık kırpık bir fırça aldım,
beyaz chalk paint ile üstten üstten, bastırmadan,süpürür gibi boyadım.
fırça eskitme bildiğin...
rölyef pastanın desenleri ortaya çıktı, çatlatmalar da...



seviyorum bu shabby chic görüntüyü...
eski, püskü, perişan ve şık yani.
en az vintage tarz kadar beğenirim bu tarzı da...hatta daha fazla...

aslında böyle bırakacaktım,bana kalsa sade ve güzel bir dokusu oldu kutunun...
ama belki bu kutunun ilgili kişisi daha süslü birşey ister diye,
bir de peçete yapıştırayım dedim.

desenlerin ortasında kalan çatlatmaların üstüne,
minik güzel çiçekleri olan bir peçete seçtim.
ne zamandır kullanmayı düşündüğüm ama kıyamadığım peçetelerden...
ilgili kişiye hediyem olsun.

kesme işini sevmediğimden işin kolayına kaçtım.
orta kısma dekupaj tutkalı sürüp peçeteyi yapıştırdım.
biraz bekleyip,fırça ile kenarlarından kopardım.
üstüne de bolca tutkal sürüp kurumaya bıraktım.


kutunun içine de gri-beyaz sade bir peçete seçip,
çivilerin denk geldiği kısma da pamuklu şerit dantellerden yapıştırdım.
aslında iç kenarlara da peçete yapıştıracaktım ama
o çiviler yok mu ah o çiviler...çekiçlere gelesiceler...


madem kutu kendinden eski püskü,madem shabby'nin dibine vurmuş...
madem öyle gel böyle dedim ve bir de çekmece kulbu ekledim kendisine.

evimizin yüksek lisanslı matkapçısı deldiği iki delikle bizi onurlandırdı.
kulbu da tebeşir boya ile iki kat beyaza boyadım,
alttan metal rengin az biraz görünmesine izin vererek...


 sprey vernikle 2-3 kat vernikledim ve işte kutumuz bitti.


shabby de oldu chic de oldu :))


benim adım hıdır,elimden gelen budur...
hey bu kutunun ilgili kişisi...öperim gözlerinden...
kutuyu yapmam iki senemi aldı,sana getirmem beş seneyi bulur :)
artık sen gelicen Sarıyer'in dağlarına. :)




oooo...Allah'ım bu ne ya? bende bi çene bi çene :))
bi post yazıyorum,bir aylık yazıyorum,beş post ebadında :)
tamam sustum..
kutu kutu pense,elmamı yerse,
arkadaşım basilyus,arkasını dönse :)))



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...