saksı boyama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saksı boyama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2014 Pazar

gri toprak saksı...küpeliler...bir sıcak bir soğuk...yandık...donduk...


havalar berbat...
havalar kararsız..
nisanda haziranı yaşadık,mayısta martı...
haziranda her gün başka birşey yaşar olduk.
herkesin,herşeyin kafası karışık...
dünya olarak atomlarımıza kadar sıyırdık balatayı...

sabah evden çıkarken şemsiye mont...
akşamüstü bronzlaşmış olarak eve dönüyorum. :)
istikrarı severim kardeşim ben.
nisansan nisan gibi davranacaksın,şubatsan şubat gibi...
sevmem sürprizleri...

bir haftadır yandık  kavrulduk,
bugün rüzgarı yedik...bahçem uçtu uçtu kondu resmen.
akşam üstü 6 sularında hırka giydim,bahçe suladım.
hani benim askılı tişörtüm,şortum?

oysa bugün için ne planlarım vardı.
ön bahçede dikilmeyi bekleyen çiçekler,
saksıları değişecek bir sürü sardunya...
daha bahçe masasını boyayamadım,aylar oldu...
yaz gelip geçiyor bir yemek yiyemedik keyifle...

iki resim çekeyim dedim,kulak kepçelerimle burnumun ucu dondu :)
evimizin her bişeycisi kendine barbekü inşa ediyor bahçede.
efledi püfledi tek başına debelendi.
ben de azıcık temizlik azıcık boyama çokça keyif yaptım :)

arada delibaşı dürttüm dürttüm durdum.
son iki senedir dürtmeden hiç birşey yapmaz oldu.
hadi kalk oğlum,hadi yat oğlum...
hadi yesene hadi gitsene...
hadi alsana hadi ders yapsana...

oğlum hadi beeee 
hadi be oğlummm
be oğlum hadiiii...

dürte dürte parmağım yalama oldu.
kaç sene daha dürtüklüycem ben bu oğlanı?
everecek yaşa gelse de biraz da elin kızı dürtse...
ben de rahatlasam azıcık... :)
fantezi dünyası işte :)

neyse...konumuza dönelim... 

her ne kadar bu sene ilgisiz kalsalar da 
küpeliler coşarak koşarak tomurcuklandılar.
aslında kocamaan bir postu hakediyorlar.
kısa zamanda bir küpeli yazısı yazıp
yüzlerce resim yükleyip sizleri baymak niyetindeyim.
zira bahçemin en favori çiçeklerinden biri küpeliler.

ama bugün eski bir toprak saksıyı anlatıcam size.
meraklanmayın pek kısa sürecek :)


elimde teyzemin dükkanından resmen arakladığım iki adet toprak saksı var.
birisi geçen sene kırıldı,yapıştırdım yine kırıldı.
yine yapıştırdım yine kırıldı :) ben ısrar etmeyi de sevmem.
madem inatla kırılıyor demek ki bundan sonraki hayatına depoda devam edecek.

sağ kalan diğer arkadaşımızı siyah akrilik boya ile iki kat boyadım.


aslında çok güzel kahve tonlarında bir rengi ve güzel bir dokusu var.
ama bu sene bizim bahçede toprak saksılarda gri renk moda :)

kalan siyah boyadan hoş bir gri ton elde edip
ponpon süngerle boyadım ve 5-10 dk. sonra nemli bir bezle sildim.
alttan siyahlar çıktı yer yer...
 rölyef pasta ile desen yaptım.
rölyef kuruyunca siyah eskitme boyası sürdüm ve hemen sildim.


mat sprey vernikle vernikledim.



        amanın çok vintıç oldu,hemi de frenç vintıç :)        
beğendim....diğer saksı da haline yansın :)


yeni saksımı küpelilerimin yanındaki ferforje sehpaya koydum.
içinde de mayıs ayında açması gereken ama
mayıs geldi miii geçti miii haberi olmayan campanula-çan çiçeği...
alık....


ve şu günlerde "bahçenin kraliçesi biziz" dercesine
ortancalarla yarışmakta olan küpeliler...






herkese saygılar sevgiler,bol tomurcuklu çiçekli günler....


31 Mayıs 2014 Cumartesi

Tanrım beni baştan yarat :)


bu sene saksılarımın bazılarına sanat dolu makyajlar yaptım.
çoğu kendini aynada tanıyamadı :)
şu tadilat işleri olmasaydı daha geniş kapsamlı çalışmalarım olacaktı ama
arada üç beş saksıyı da aradan çıkarabildim nihayet...

bugünkü konu mankenlerimiz beyaz plastik 3 adet saksı.
bildiğiniz dümdüz plastik,beyaz...
içine küpelilerimi koyacağım geniş ve yüksek saksılara ihtiyacım vardı.
geçenlerde aldım,"ben bunları boyarım" dedim,boyadım.


polisan beyaz plastik boya ile plastik saksılarımı pon pon süngerle iki kat boyadım.  
süngerle pıt pıt vurarak boyadığım için pıtır pıtır kumlu bir görüntü oluşuyor.
benim istediğim de bu çünkü chalk paint ile boyacağım.
son katı boyarken de kuru fırça eskitme yapacağım.
doku oluşturmak için ilk katları süngerle boyamak en güzeli.

plastik boya ile boyadıktan sonra rölyef pasta ile desen yaptım.


rölyefler kuruyunca bir önceki posttaki ayna için hazırladığım 
kahve-bej benzeri chalk paint boya ile saksıların her yerini boyadım.
normal fırça kullandım bunun için,süngere gerek yok.



chalk paint, içinde derz dolgusu olduğu için çok çabuk kuruyor.
hele de hava sıcaksa 15-20 dakika içinde diğer katı boyayabilecek kadar hızlı...

sıra eskitmeye geldi.
son kat boyayı kırık beyaz chalk paintle yaptım.
geniş, sert kıllı bir fırçanın uçlarını önce chalk painte
sonra kağıt havluya değdirip
saksının dibinden üstüne doğru tek yöne hamleler yaparak boyadım.
allık sürer gibi yani.
eğer ileri geri sağa sola boyarsanız karman çorman bir görüntü oluyor.
ama tek yönlü boyarsanız,fırçayı ilk değdirdiğiniz kısım koyu,
uçlara doğru da açık renk oluyor.


ve yine üstten üstten hafif dokunuşlarla boyanan desenler...


toz alır gibi boyayacaksınız,fazla bastırmadan...


desenlerin üst kısımları ve kenarları boyadan nasibini bolca alırken
desen aralarına fazla boya değmeyecek,bu da desene derinlik kazandıracak.

gayet güzel oldu bence,sonuçtan memnun kaldım.


su bazlı mat vernikle vernikledim,fırça kullandım çünkü hava rüzgarlıydı.
rüzgarlı havada sprey vernik eşittir hayal kırıklığı..


üçlü demir saksılığıma koyarım diye düşünmüştüm bu saksıları,koydum da...


fakat saksılar sıkıştılar sanki...


bu arada saksı standı da paslanmıştı,bu resimlerden sonra
onu da enamelle kırık beyaza boyadım,

ohhh rahatladım.


ve canım cicim küpelilerimi diktim içlerine.



ve dediğim gibi çiçekler birbirine girdi.


saksılar sıkıştı,küpeliler bunaldı,ben daraldım.

şimdi işin yoksa küpeliler için başka bir stand ya da sehpa bul.
işin yoksa onları da boya.
ve yine işin yoksa bu üçlü stand için 3 tane daha saksı boya.

ama benim çoookkk işim var.
sıranızı bekliyeceksiniz canım.
sizi de sonra baştan yaratırım..




28 Mayıs 2014 Çarşamba

hayat her zaman insana gülmez...azıcık da sen gıdıkla :)



gıdı gıdı gıdı gıdı...
gıdıklamaktan sıkıldım,o ise bir tebessüm bile etmedi.
bir gün fena patlayacak...kas kas nereye kadar...
katıla katıla gülecek bize de hayat...
bekliyoruz...buna da şükür...

izinliyim bu hafta...güya evi ve bahçeyi toparlayacaktım.
hoş gene de bir iki iş yaptım ama amaç bu kadar değildi...
hala ev ve bahçe sınırları içinde çalışan işçiler...
çekiç ve matkap sesi...
 uyandığımdan beri devam eden baş ağrısı...
iki değişik ağrı kesici...
koca bir demlik çay...
hava kurşun gibi ağır...
kafamın içi bir milyoncu dükkanı gibi...
özetle ev dağınık,bahçe dağınık,ben hepsinden dağınık...
başlamak bitirmenin yarısıdır ya...hah işte ben başlayadım bile...

geçen sene chalk paintle bir iki bişey boyamıştım.
daha başka şeyler de boyarım diye fazla fazla hazırlamıştım.
bir senedir duruyor bir kutunun içinde,baktım bozulmamış,katılaşmış ama...
ne de olsa içinde derz dolgusu var,normaldir...
aldım elime,biraz sıcak su kattım.karıştırdım,eski haline döndü.
kenarda köşede kalmışları boyadım.


bu çerçeveyi çok çok ucuza almıştım,
içinde bana hiç uymayan bir resim vardı,söktüm attım.
çerçeve kızıla bakan maun gibi bir renk...
chalk paint boyamız ise beyaz renkte...
içine azıcık kahve ve çok çok az kırmızı ekleyerek güzel bir renk elde ettim.
başladım boyamaya...
ilk kattan sonra kurudu,ikinci katta tamamen kapandı kendi rengi...


daha sonra beyaz chalk paint içine azıcık kirli beyaz ekledim,
süt beyaz olmasın diye.
kuru fırça eskitme şeklinde boyadım sonra.
kuru bir fırça lazım...geniş,sert kıllı bir fırça...
fırçanın ucu ile boyaya azıcık dokunup fazlasını bir kağıt havluya silip
üstten üstten boyadım çerçeveyi....




sonuç iyidir,beğendim...
içine başka bir resim koyup duvara asmayı düşündüm önce....
sonra ayna yapmaya karar verdim.
evin girişinde ayakkabılık üstüne astım aynayı.
eve giren çıkan saçını başını düzeltsin diye :)


hazır tebeşir boyayı elime geçirmişken sağda solda bekleyen saksılara da el attım.

şöyle eski kahverengi plastik bir saksı var elimde...


önce beyaz plastik boya ve pon pon saplı süngerle
pıt pıtlayarak iki kat saksıyı boyadım.
her kat arası boyanın iyice kuruması gerekiyor.
eğer ilk kat kurumadan ikinci katı boyamaya kalkarsanız alttaki boya da kalkar.

aslında enamel cam boyası da vardı evde ama
onu camlar için kullanırım diye düşündüm.
elimde bol miktarda plastik boya var,saksılara bunu kullanmak daha mantıklı geldi.

sonra elimde kalan chalk paint içine azıcık siyah ekledim
 güzel bir gri rengim oldu  ve yine pon pon süngerle boyadım saksıyı.
ikinci kat için, kalan gri rengine çok çok az sarı ekleyip
kum grisine benzeyen bir gri daha elde ettim.
bununla da boyadım bir kat...


1-beyaz plastik boya
2-gri chalk paint
3-kum grisi chalk paint
pon pon süngerle pıt pıt :) boyadığım için beton dokulu bir görüntü oldu.

ardından rölyef pasta ile desen yaptım.
rölyef kuruyunca sütlü kahve ahşap boyasıyla üstten üstten renklendirdim.


maksat desen ortaya çıksın azıcık.

kuruyunca beyaz chalkp painti fırça ile bir kat daha vurdum saksıya
ama hemen sildim,çünkü
sanki kireçlenmiş gibi bir görüntü olsun istiyorum...
 işte sonuç..



su bazlı mat vernikle vernikledim bir kaç kat
çünkü dış mekanda duracak ve suyla pek sık haşır neşir olacak.


içine sitemizin bahçıvanından hediye petunyalar...
pek yakıştı pek güzel durdu...
beğendim....

beğenmediğim şey ise şu uyuşukluğum...
kendisine somurttuğum ve doğal olarak onun da bana bolca somurttuğu hayat...
neyse gıdıklamaya devam...
gıdı gıdı gıdı gıdı...

20 Kasım 2013 Çarşamba

begonya ahhh caaanım begonya...aşkımdan sana saksı boyadım...hem de tebeşir boyayla...





bir varmış bir yokmuş...
17. yy. Fransa'sında Charles Plumier  adında bir adamcağız varmış...
amanın,dilerim bu gerçek görüntüsü değildir. :)
neyse görüntüye değil,icraatlara bakıcaz artık.

zat-ı muhterem, çok iyi bir aileden gelmekteymiş,
çok da iyi yetiştirilmiş...

aldığı eğitim neticesinde botanikçi olmaya karar vermiş ve dünyayı gezmiş...
gezmiş..gezmiş...akla hayale gelmeyen bir sürü bitki bulmuş...
hepsine de birer isim vermiş.

Leonhart Fuchs için fuşya (küpeli),
Obel'in Mathias için lobelia
Pierre Magnol  için manolya...
saire ve saire...

işte bizim begonya çiçeğini de, eski Fransız kolonisi olan Haiti'nin valisi
Michel Bégon'e ithaf etmiş.

begonya çiçeği, hayalperestlik anlamına gelmekteymiş aynı zamanda.
acaba diyorum bizim vali pek bi hayalci falan mıydı ki acep?
ilerde "Fransa kralı olucam" diye hayallenmekte miydi?
:)))

bazı kaynaklara göre,çiçeklerin anlamları ilk kez
İstanbul'da oluşturulmaya başlanmış.
1716 yılında eşiyle İstanbul'a gelen İngiliz lady Mary Wortley Montagu tarafından bir araya getirilen bu çiçeklerin anlamları İngiltere'ye götürülmüş.

çiçek anlamlarına ilişkin Fransa'ya da sıçrayan bu merak, yaklaşık 800
çiçeğin anlamının belirlenmesine ve  ortak bir çiçek dili oluşmasına sebep olmuş.

aman neyse ne?
dibine darı mı ekicez?
öğrendik işte kim bulmuş,nasıl isim vermiş....

ben geçen sene bahçemin kadrosuna aldım begonyayı...
pek sevdik,pek hoşlandık birbirimizden.

evin içi dışı saksı dolduğundan ve
bahçede bolca boş yer olduğundan,
ilk önce yere dikilebilen mevsimlik begonyalardan aldım.




sonra baktım ki ben anlaşıyorum begonyayla,
gittim daha afilli olanlardan da aldım.
ama ne afil..ne afil...

hele ki ilk resimdeki begonya,
kendini mary antoinette sanıyor.
hoş haketti bu kendi beğenmişliği...
pek de yakıştı ona...

e güzellik başa bela...
gelen geçen "bu gerçek çiçek mi?" diye elledi durdu.
çiçekleri döküldü,dalları kırıldı.
çok tacize uğradı garibim...





evin dış kapısındaki merdivenlere iki adet saksı almıştım geçtiğimiz sene.
tipik plastik saksı renginde...
baktım baktım beğenmedim.
ne etsem,nasıl etsem derken,
aklıma chalk paint geldi...

BURADA tarifini vermiştim.


saksı,bildiğimiz plastik saksı.
boyamızla her aşamada iyice kuruduğundan emin olarak
3 kat boyadım, sütlü kahve tonunda bir renkle...


sonra beyaz boya ile toz alır gibi, üstten üstten boyadım.
fırça mutlaka kuru olacak bu aşamada...
önce boyaya batırıp,sonra bir peçeteye bastırıp
fazlasını alarak sürüp boyamak lazım.


sonra bol bol sprey vernik...
içine de begonya...




son 1 yıldır aynı yerde duruyorlar.
kar, kış, fırtına, yağmur, don, buz...
bana mısın demediler...

tekme yedi, kediler yaladı, sülükler yapıştı...
aynı zerafetiyle durmaktalar Allah'a şükür...

içindeki begonyalar artık ömrünü tüketti.
yakın zamanda ya lale dikicem içine ya da nergis...
artık hangisi kısmetse...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...