dekupaj resimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dekupaj resimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2015 Pazartesi

İki oda bir salon,sahibinden kiralık...






ey minik kuşlar...cici kuşlar...
sevimli mi sevimli,şeker mi şeker tatlı kuşlar...
hiç sağınıza solunuza bakmayın,evet siz...
size sesleniyorum!!!

öncelikle selam eder,
büyüklerin kanatlarından küçüklerin gagalarından öperim.
bakınız ne kadar saygılı ne kadar sevecenim.
çok sakinim,sinirli falan da değilim.

yapış yapış bu temmuz gününde,
yaklaşık 15 ay önce size yapılan kuşevi
ve aramızdaki no frost kıvamındaki ilişkiyi konuşmak
ve bu husumete bir son vermek niyetindeyim.

yıllık izinde olmamdan mütevellit,
kendimi sündüre sündüre zaman geçirdiğim şu günlerde,
yapılacak bir ton iş varken yapmayıp,size laf anlatma derdindeyim.

üstelik,bu kuş evi olayından dolayı içimde biriken bir ton cümleden,
en nazik, en temiz ve tutarlı kelimeleri seçmek için de
beynimdeki son akıl kırıntılarını kullanmaktayım haberiniz olsun.

aynı güzelim cirrrloppp davranışı sizden de beklemekteyim.
beklemekteyim çünkü bir araba dolusu laf anlatıcam,
bir araba dolusu açıklama yapıcam,
e hadi bir araba dolusu da klavye tuşuna basıcam diyelim...
oooo...cidden ve hakkat güzel bir hareket bekliyorum sizden.

her satırda kaynama noktasına emin adımlarla ilerlerken
derin bir nefes alıyorum ve başlıyorum.

bakın sizin için neler yaptık,neler ettik geçen sene...
zahmet edip de bi yerleşemediniz.
anlamadım neyini beğenmediniz?
he sorarım size he?
ayhhhğğğhh...bışımm zınggliii...
tamam tamam hemşire hanım,
iyiyim ben,ilaca gerek yok.

neyse...
bakın da görün ve utanın bi zahmet...

evin reisi, kısıtlı imkanlarla,
bahçedeki tahtaları kullanarak inşaatın kabasını yaptı önce.
bu tahtalar nasıl zor kesiliyor sizin haberiniz var mı?
tek tek kesti,tek tek vidaladı garibim.
parmacıkları yalama oldu tornavida çevirirken...
umrunuzda mı?


kapısı ayrı penceresi ayrı,çatı katı ayrı,
hele çatısı hele çatısı...kimde var böyle çatı?
böyle bir şey hangi coğrafyada görülmüştür?
hangi uygarlık bu tarz bir ev inşa etmiştir?
sorarım size ha,gene gene sorarım?


 kaba inşattatan sonra bendeniz,rölyef pasta ile vidaları kapadım,
desen yaptım orasına burasına.
tabi sizin rölyef pastanın parasından da haberiniz yoktur şimdi.


her yerini siyaha boyadım bi de...
gerçi buna gerek yoktu,sadece eskitmek istediğim yerlere de sürebilirdim
ama hadi sizden kıymetli mi,boyaya da acımadım yani.


kolajını kendim yaptığım,en sevdiğim resmi de kullandım.
ve tabi ki bu sizden kıymetli değil.
buna da acımadım.maksat size layık olsun di mi ama?


her yerini beyaza boyadığım bu nacizane evin salon kapısına
bu güzelim resmi de transfer ettim.


tutkal kurusun diye bir gün bekledim.
ıslattım soydum,ovala ovala parmacıklarım uyuştu.
ne kadar uğraştım bilemezsiniz.
bilseydiniz gelip yerleşirdiniz bu eve,yumurtlardınız,yavrularınız olurdu.
ama kime anlatıyorum ki ben? kime konuşuyom bla bla bla?
pehhhh...


sonra,sağlam olduğu kadar afilli de olsun dedim.
küçük ama lüks olsun. hatta ultra mega lüks...


tahta aplikleri yapıştırıp onları da beyaza boyadım.
bunları boyamak ne kadar zor biliyor musunuz siz?
incik mincik boyuyorsun böööle mıyıl mıyıl...
elini kolunu bi o yana bi buna çeviriyorsun,
kafan, lunaparkataki ahtapota binmiş de
inerken merdivenleri bulamamış gibi bir kıvama geliyor.
hoşaf gibi yani,böööle sulu sulu...
nerden bilceksiniz ki,işiniz zaten uçmak kaçmak...


e hani kuş evi ya,hani yüksekte olması lazım ya,
kışın yağan kar yüzünden ağaçların dalları yerlere yapışıyor ya...
heh işte "aman kuşlar yaralanmasın,yuvaları da yerlere yapışmasın,
kediler üstlerine atlamasın,cici kuşları mideye indirmesinler" diye,
ağaç tepelerine değil de yüksek yüksek direklere koyduk evi.
tabi direk parasından,metal apliklerin parasından bahsetmeme gerek yok di mi?

sağlam olsun,buraların böğrümüzü delen poyrazından etkilenmesin diye,
dibine koyduğumuz kocaaa kocaa taşlardan ve
döktüğümüz betondan bahsetmiyom bilem...


ahhhh..sürmelere doyamadığım rölyef pastamın da yarısı bu desenlere gitti.,


hali hazırda bahçede dikili duracak ve etrafına sarmaşık dolanacak direğe
ne demeye bir ton boya harcarsın be kadın?
e hadi "bu cici kuşlar en iyisini,en güzelini hakediyor" dedik ya bi kere..


"gelirler, kendilerine burayı yuva yaparlar,
mini mini yavrular balkonda kanatlarını çırparlar,
cik cik cak cak diye öterler,neşemize neşe katarlar"
diye bir heves,bir sevinç bir coşku aldı ya bizi bi kere...


ve bu coşku ve sevinç ile,bilmem kaç kaç kat su bazlı vernik de kullandık.
bak gene para mevzusunu açtırmayın bana :)))


dozu an be an artan coşku ve sevincimizle beklemeye başladık.
endorfin ve serotonin manyağı yaptık yorgun bedenlerimizi....
havalara uçtuk uçtuk,konacak yer bulamadık.

günler günleri,haftalar haftaları kovaladı.
 kuşevinin dibine diktiğim ortancalar filizlendi.


pembe clematisim çiçeklendi,gelen giden olmadı.


mor clematisim de çiçeklendi,yine gelen giden yok :(


gidip gelip baktım içine,
bu 1,5 mt.lik boyumla zıpladım zıpladım baktım.
her dakka gözümü kuş evinin kapısına diktim.
direğin dibinde oturdum,
"akşam oliir,davar geliir,nahır geliir,bir kuş gelmiiir"
diye ağıtlar yaktım.
duyan olmadı.

kocaa bir yaz geçtii kış geçti,bu seneki bahar da geçti,ahan da bu yaz da geçiyor.
sarmaşıklarım uzadı,deli gibi çiçeklendi,

elime iki parça daha aplik geçti,e hadi onları da yapıştırıp boyadım.
yaranamadım.


cik cik uçuştunuz hep bahçemde,
içine girip girip baktınız,beğenmediniz.
ağaç tepelerinde,yaprak aralarında tünediniz,
kıs kıs güldünüz halime,eğlendiniz.
ne istediniz bilmem ki?
bişey anladıysam arap olayım.


 kediler direğe tırmanmıyor,ev rüzgardan sallanmıyor.
çelik konstrüksiyonlu,perde beton duvarlı...
peyzajı tamamlanmış,cicili bicili,üfül üfül,tiril tiril...
iki oda bir salon...sahibinden kiralık.


kapora yok,peşinat yok,vergi yok,aidat yok.
mis gibi ev rengarenk,tüm bahçe börtü böcek...
kirası da çok ucuz,iki şakıyacaktınız,beni benden alacaktınız.
zaten razıydım o görüntüye o sese...


pembeler coştu,morlar ardından koştu,
ortancalar kocaman çiçekler açtı,
ahan da benim kafam kadar...


elli bin resmini çektim evin,
sabahın köründe,öğlen kavruğunda,akşamın yelinde...
şekilden şekile girdim,hatta bir kere sehpadan düştüm.
yetmedi size,acımadınız halime.


sabah serçe sesine akşam bülbül sesine umut bağladık,
her kanat sesine gözümüzü kulağımızı dayadık.
bir serçe,bir kırlangıç,bir bülbül...
bir heykeli dikilesice kuş bulamadık.
bahçeye her gelen insan kişi kuşevine ayıldı bayıldı,
herkes "kuşlar yuva yapıyor mu?" diye meraklandı.
aynı soruya aynı cevabı vermekten damağımız şişti,
yine de bıkmadık yılmadık.


yılmadık da noldu?
kocaman bi sıfır...kocaman bir manda gözü,koca bir kara delik...
hala gelen giden yok.

e artık gelmeyin zaten...
kadrolu ağustos böceğimiz Şaziye,
geçen sene tünediği ağacı bıraktı, sizin evin damına tünedi.
cırr cırrr kafa ütülemekte gece gündüz.

son bir aydır sokaktan 3 tane de kedi sahiplendim.
ne kertenkele kaldı bahçede,ne böcek ne sinek.
Safinaz, Temel, Adolf...bahçede ahkam kesmekte,
Latin çetesi gibiler mübarekler.
artık size rahat yok,mahalle çok bozuldu. :))))


şaka bir yana...
sen de vazgeç artık basilyus...
"ben yuvamı ormanda,ağaca yaparım arkadaş" diyor bana kuşlar,
"dallar budaklar varken napayım tahta kutuyu?
çerimi çöpümü kendim taşırım, kendi evimi kendim yaparım"
"atomlarına ayırsan da kendini, bu böyle" diyor.
"işine gelirse"


evet kendimi topluyorum,kızgınlığı kırgınlığı bir kenara bırakıyorum.
maksat latife olsun...
elbet bir gün,kapısından minik bir kuş kafası görünen kuşevinin 
resmini çekip koyucam buraya...

böylelikle aylık postumu da yazmış bulunmaktayım.
daha sık yazsana diye sitem eden arkadaşlara diyecek bir lafım yok.
suçluyum biliyorum,cezayı hakediyorum.

aşk olsun basilyus...
aç koynunu kuş konsun basilyus...

hadi hemşire hanım,artık gidebiliriz :))

16 Mart 2015 Pazartesi

the person you have called can not be reached at the moment...






evet, o benim...
arayıp da ulaşamadığınız kişi.
işte geldim burdayım.

sabah nöbetten çıktım,hava buzzz gibiydi...
bahçemde gezinme hayallerim suya düşünce,
sanal aleme öyle bir daldım ki sormayın...

önüme bin tane sayfa açıp,hepsini kurcaladım.
facelerde macelerde,pinterestte yüz bin ayrı panoda,
bloglardan blog beğenerek gezindim.
kah ahşap boyamalara baktım,
kah maillerime,kah çiçeklere...

bir türlü gelemeyen bahar münasebetiyle
hala bahçeme çıkıp da adam gibi girişimlerde bulunamadım.
zaten yağan son iki kar yüzünden ve -15 lere varan don yüzünden
 çiçeklerimin yarısından fazlası dondu.
ne don oldu ne don oldu anlatamam...
ah ne büyük yaslardayım bilseniz...
ah ne hüzünlere gark oldum görseniz...

saksıda dikili olan çiçeklerimi kurtardım da
bahçede dikili olanlara deva olamadım.

kurdele çiçeklerim, buz çiçeklerim, türlü türlü sukulentlerim,
hele ki açmalara doyamayan bodrum papatyalarım,
alyssumlar,lilyum soğanlarım, kalonşelerim,
aslanağızları,gazanialar...
ah gardenyam....ah sundavilla...
hepiciği dondu...
hepiciği gitti...ah ah...

(hı evet duyuyorum teselli sözlerinizi...
kökü bende nasılsa uzar,di mi?)
hahahah...

karlar eriyip de zahiyat raporu çıkarmak için
geçenlerde bahçeye çıkınca grip olmuştum hani.
aslında beni yıkan grip değil, resmen acı,keder ve umutsuzluktu :))
esas darbeyi küpeliler vurdu.
senelerdir gözüm gibi baktığım küpeliler,
eridiler bittiler,bi kemikleri kaldı resmen.
döndüm döndüm geçen yaz çektiğim resimlere baktım,
sevdim okşadım resimleri.
bilgisayar ekranında parmacıklarımın izi kaldı hep :)
ayyyğğğhh...böğrüm yanıyor a dostlar.... :)




-15 derecede don görüp de sağ kalmak mümkün mü?
gerçi geçen sene de böyle olmuştu.
takır takır dondular,patır patır döküldüler...
kuru dalları budaya budaya,boylarını yarıya indirmiştim.
baharda yeniden yeşermiş,boyları uzamıştı.
amma ve lakin bu sene,
neredeyse yıllardır kara kışa dayanan bazı bitkiler bile
don üstüne dona maruz kalınca,
ayaz üstüne ayaz yiyince...
"aha" dedim. "yandı gülüm keten helvam,
gitti çiçekler,öldü çiçekler...
bir adım daha atsan depresyondasın basilyus"

son 1 aydır her gün gidip geldim, küpelilerin tepelerine dikildim.
bir minik filiz...bir minik yeşerme...bir umut...
neyse ki bugün o umut taneciklerini gördüm dalların diplerinde.
küçücük minicik mini minnacık tomurcuklanmalar...

doğum günü hediyelerini açarken,
paketlerden birinde en çok istediği oyuncağı gören çocuk gibi,
ciyak şeklinde bir çığlık attım, ellerimi şap şap yaptım,
gözlerimi kırpıştırdım hızlı hızlı...
sonra sağa sola baktım gören oldu mu diye :)
ne sevindim ne sevindim bilemezsiniz.

gönlümdeki "saklı bahçe" ismini
"donlu bahçe" diye değiştirdim.
 :)))

sonuçta bu sene kaybettiğim çiçekleri bir daha dikmeme
ve dona dayanıklı bitkilerimi çoğaltma kararı aldım.
 bu bahçede yaşayabileyecek bitkileri araştırmaya başladım.
gözüme bir kaç bitki kestirdim,plan proje yaptım.
clematislerimi çoğalttım,ortancalardan çelik aldım,

kısmetse şu an yaşamakta olan ve yeni alacağım bitkilerimle
bahçemi daha da güzel hale getirmek için hazırım :)

son iki haftadır ahşap boyama adına pek bir şey yaptım denemez.
bahar ayları geldiği için bahçeye zaman ayırmaya başlamalıyım.
boyanacak demir masa sandalyeler,
sehpa ve tabureler,kuş evleri,bahçe panoları,saksılar...vs...
yani uzun lafın kısası,yakında bu blogta
bol bol saksı,sehpa,bank,kuşevi boyamaları göreceksiniz.

en son, işyerinden bir arkadaşımın yeğenleri için
6 adet kutu boyadım.
hem de o kadar kısa sürede boyadım ki
kendi rekorumu kırdım sanırım.

bu da onlardan biri...
önce resim...


"vallah billah 3-5 ay kitap kutu boyamıycam" desem de...
bu resmi illa ki kullanmak istediğim için
ve boyutları orta boy kitap kutuya olduğu için,
mecburen yine bir kitap kutu karşınızda...

öncelikle kapağı 2 kat beyaza boyadım.


transfer yapacağım için resmi ters çevirip print ettirdim.


defalarca anlatığım için şu an anlatmayacağım
ama isteyenin anasayfadaki "resim transferi" etiketinden öğrenebileceği
resim transferini yaptım daha sonra.


zevkle ve şevkle resmi soydum.



kapak kenarlarındaki minik zahiyatı görmemezden geldim.
zira onun da çaresi var :)


kutunun yanını,arkasını ve içini pembeye boyadım.


ve pembeye boyadığım ksımları (kutunun içi hariç)
beyazla fırça eskitme yaptım.
fırça eskitme etiketi de anasayfada var,isteyen bakabilir.



 ve sanırım ilk kez yayınladığım bişey yaptım bu kutuya.
ipek transfer...
bilmeyenler ve denemeyenler için kısaca anlatayım.
adı "transfer" olsa da stencil şablonu gibi bişey...
boyayla desen oluşturmak amaçlı kullanılıyor.
ipek şablonu desen yapmak istediğiniz yüzeye yayıp,
bir iki damla boyayı desenin bir ucuna döküyorsunuz.
sıyırmak için plastik bir aparatı var ama ben spatula veya kredi kartı kullanıyorum.
boyayı desenin üzerine yayarak sıyırıyorsunuz.
aynı stencil kullanarak rölyef pasta ile desen yapmak gibi.

işte benim pasaklı şablonlarım...



şablonu kaldırınca desen ortaya çıkıyor.

isterseniz aynı anda bir çok renk kullanabiliyorsunuz,
rengarenk bir deseniniz oluyor böylece.



bu da kutunun arkasındaki desen.



kapağın iç kısmını da beyaza boyayıp
peçete dekupaj yaptım.




fırça eskitme yöntemiyle sayfa dokusu...


transferin bozuk olduğu kapak kenarlarına
stencil ve pembe boya ile desen...


 3 kat su bazlı mat vernik...

ve işte küçük hanımın kitap kutusu...






evet sevgili okur,
bir sonraki yayında buluşmak üzere,
herkese iyi baharlar,ılık donsuz geceler :))))

not: bana ulaşamazsanız,...please try again later...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...