19 Eylül 2013 Perşembe

Kuyruklu bir yıldız gibi...


Yoksun..
Yok…
Yani hiç kalbin atmamış…
Yani hiç nefes almamış…
Yani hiç varolmamış gibi…
Masal gibi…
Bir varmış…
Bir yokmuş…
Varmış...
Yokmuş...
YOK….


Gözlerimin seni ilk gördüğü andan, son gördüğü ana kadar olan zaman dilimini, 
beynimin en kalın duvarları arasına hapsettim. 
Sadece güzel şeyleri ayıklamadan, kendime saklamadan,
 fazlalıklarını budayıp eksikliklerini tamamlamadan… 

nasıl yaşandıysa öyle… 
işime geldiği gibi değil, olduğu gibi, yaşandığı gibi…


Kim silebilir?

Kim yok edebilir?
Ölüm mü?


Benden kaçışların… kovalayışlarım… 
bir yıldız kayması kadar kısa bakışların... 
yakalanınca yüzünde beliren pembelik… 

başını nereye sokamayacağını bilemezdin, 
kalbini kime vereceğini bilemediğin gibi…


Göz görür yürek severmiş.

“ sen benim gözümle yüreğimle gördüğüm,
sen benim gözümle yüreğimle sevdiğim olur musun? “ dedim.
Oldun… oldun ama zaman aldı… oldun ama gittin!…


Ölüm ne kadar insafsız… 

göğsümde keskin bir acının her türlü şiddetini yaşattı bana, 
varolmaktan yok olmak zamanına geçişin…


Artık “sensiz” bir hayatın başladığı ilk saniye anladım,
 durmadan söylediğin o cümlenin anlamını. “her zaman kıyametin arifesindeymiş gibi yaşamalı insan.” 

Ben yapamadım bunu, şimdi her gün kıyametin ta kendisini yaşıyorum.


Şimdi anlıyorum,

En güzel anlarda bile içinde taşıdığın sıkıntıyı…
En yüksek kahkahanın bile içinde sakladığın buruk tebessümü…
Kendinden kaçışlarını, insanlardan – benden bile - saklanışlarını…
Neden insanların sana şefkatle, bana acıyarak baktıklarını…
Neden kendini şeffaf ama geçilmez bir duvarın arkasında tuttuğunu…
En muhteşem duyguların içinde bile, en acı verenlerinden birer damla bulunduruşunu…


Neyin önünden kaçtın?

Neyin arkasından kovaladın?
Hepsini anladım.
Sen ölünce…


“insan ölümlü bir mahluktur.”

“insan ölümlü bir mahluktur.”
“insan ölümlü bir mahluktur.”


Neler düşündün, neler geçti aklından?..

herkesin bildiği, benim aşktan kararmış gözümün görmediği bu “yok oluş” gerçeğini…
Neden?!.
Neyi istedin?..
üzülmemi mi,üzülmememi mi?


“acıların en acısı kendi kendimize çektirdiğimizdir.” 

işte seni yok eden de buymuş, anladım. sen beni de yanında sürükledin… 
nereye gidersem gideyim, nerede olursam olayım, hep aynı manzara… hep sen…


“Nerdesin benim küçük mucizem?

Hadi gelip kapıyı çalsana.
Hadi kokunu burnuma
Yüzünü elime dayasana…”


Yazdıklarını buldum... üzgünüm benden istediklerini yapamam… 
”üzülme, bana kızma, acıma, hayatını mahvetme, güzellikleri hatırla,ölümü unut..” 



sana, yaşanmış her şeyi bu kadar boş kıldıran nedir?..

her zamanki gibi kendini ifade edemeyişin mi?.. 
yoksa ölümü sindire sindire kabullenişin mi? 
Biliyorum ki yine, yazmak istediğin binlerce kelimenin arasından bunları seçişin, 
sadece ve sadece hayata vermek istemediğin hesaptan kaynaklanıyor.


Kuyruklu bir yıldız gibi geçtin hayatımdan…

pırıltılarını sağa sola savurarak; 
yüz yılda bir gelen ve bir daha görmek için bir ömrün yetmediği bir yıldız gibi..
kısa ama harika bir zaman dilimine beni de dahil ettin. 
Şimdi senin için üzülmememi ve unutmamı mı istiyorsun?..
her zaman beni güldürürdün ama bir ölü olarak bunu hala yapabilmen çok ilginç…


Neresinden bakarsan bak iğrenç haldeyim!.. 
ben bu durumdan Polyanna’nın bile bir mutluluk kırıntısı bulup çıkaracağını sanmıyorum... 
tüm hayatı bir sis bulutu arasından seyrediyor, dinliyorum… 
ara sıra o bulutun içine girip güneşi bulmak istiyorum ama korkuyorum inan, 
ya o da beni bırakıp giderse? 
Hayata karşı kahramanca savaşamıyorum artık, gücüm yok.



Bir kez kabullenebilsem senin yok olduğun gerçeğini… yapamıyorum.



Eksikler, yaşanmamışlar, her güzel şeyin arkasına saklanmış o iğrenç gerçek!.. 
yapmaya, tatmaya vakit bulamadığım her şey beni rahat bırakmıyor.

Kızgınlığımın sebebi bu işte!.. eğer karanlığa doğru yola çıkacağını bilseydim, 
her günü kıyametin arifesindeymiş gibi yaşardım ben!.. kabul edemiyorum bu gerçeği.


“insan ölümlü bir mahluktur.”

“insan ölümlü bir mahluktur.”
“insan ölümlü bir mahluktur.”


Kalp atmıyor, ciğer solumuyorsa, insan ölüdür.

Sen ölüsün!
Yoksun!


VARSIN!

Yani kalbin atmasa da…
Yani nefes almasan da…
Yani masal gibi…
Bir varmış bir yokmuş diye başlayan,
Kötü başlasa da iyi biten,
İnsanların dilinde,kitapların sayfalarında,
dünya döndükçe,ağızdan ağza…
unutulmayan masallar gibi…


kuyruklu bir yıldız gibi…

yüz yılda bir gelip pırıltılarını savuran
kısa anlık mutluluklar yaşatıp,
kaybolup karanlığa giden…
uzaklara ışıklarını saçan
ve benim bir daha göremeyeceğimi bildiğim halde
beklediğim özlediğim…
o bir avuç pırıltıya ömrümü harcadığım bir yıldız gibi…
Kuyruklu bir yıldız gibi...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...