21 Ağustos 2013 Çarşamba

"zakaçalka" neye denir sen bilir misin?


 закачалка
efenim,zakaçalka; Bulgarca "askı" demek...


Madem Bulgaristan'dayız, konsepte uygun bir boyama yapayım dedim.



çok işitmişliğim vardır bu kelimeyi...

ama ne annemden ne de babamdan duymuşluğum yoktur.
zira rahmetli babam,Türkiye'ye göç edince,
 "bu evde tek kelime Bulgarca konuşulmayacak,
bu çocuk tek kelime öğrenmeyecek" diye kesin emir vermiş anneme :) 


ben babamı ilk kez,geçen yaz Bulgarca konuşurken duydum.

yani yaklaşık 34 sene tek kelime çıkmamıştır ağzından...
gözlerimi belerttim belerttim baktım adama...
şaştım da kaldım...ağzım açık ayran budalası gibi..


sen git 1945'te Bulgaristan'da doğ, 
orada oku, büyü, yetiş, çalış,evlen, çoluk çocuğa karış..

33 sene azınlık olarak yaşa...
sonra kalk Türkiye'ye göç et...
ve göçten sonra 34 sene de tek kelime Bulgarca konuşma...
ondan sonra kalk,yıllaar yıllaaar sonra,
sanki dün gelmişsin gibi çatır çatır şakır şakır konuş başka bir dili...
dalga mı geçtin bizimle acaba?
"bir daha Bulgarca konuşmıycam" diye yemin ettin diye 
durmadan gece gündüz Bulgarca mı düşündün? :))


bu nasıl bir iştir?

bu nasıl bir hafızadır?
ve asıl, bu nasıl bir inattır?

anlayamadığım şey, bu denli kızgın ve kırgın olduğun bir ülkeye, 
nasıl oldu da tekrar gidip görebilmek 
ve hatta tekrar vatandaş olarak dönebilmek için neden kendini paraladın?

nasıl oldu da tekrar buralarda yaşayabilmeyi istedin?
neden çocukların ve torunların buraları görebilsinler için çırpındın?
ne düşündün,ne hesap ettin?
neden?

ve neden, ben sana daha bunların sebebini soramadan öldün gittin?
???????????????


:(((((


en son 1989'da dedem öldüğünde,14 yaşımdayken geldim doğduğum yerlere...
şubat ayında her yer kar kış kıyametti.
soykırımın en berbat zamanıydı..
uzun hikaye bunlar...
hiiç o konulara girmeyeyim...

24 sene sonra tekrar Bulgaristan...
şimdi keşfediyorum ben "doğduğum toprakları"
beğendim mi beğenmedim mi? o da uzuuun hikaye...
velhasıl kelam buradayız işte..

*****************************

zakaçalkaya dönelim...
eşimin ablası ve abisi kendi köylerinden eski bir ev aldı.
neredeyse Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıt bir Bulgar evi...
burada boyanacak bir sürü obje var.her yer eski sandalye,masa,sandık dolu..
lakin biz gezmeye geldik,boyamaya değil.
vakit buldukça boyadık gene bir iki şey...
sözümüzü tuttuk.

orayı da gezelim,burayı da görelim derken boya yapmak zor iş.
gelmiş olsam 1-2 aylık gezmeye,tüm evi komple boyarım,
hızıma kimse yetişemez.
lakin vakit az,gezecek yer çok.
İstanbul'dan peçetelerimi, dekupaj tutkallarımı,fırçalarımı alıp gelmişim buralara...
en azından bir "zakaçalka boyarım di mi ama?


bu zakaçalka ilk kurbanımız...
kendisi için metal askı kulbu da getirmiştim ama otantik olmaktan çıkacaktı.
zira tahtası pek ahım şahım bir şey değil.
askılarını da değiştirirsek anlamsız bir tahta parçasına dönüşür diye korkasım geldi 
ve o korku gitmedi.zaten görüldüğü üzere askı kulpları için pek bir uğraş verilmemiş.
bir parça tel parçasını büküp,üstüne bir minik tenekeyi çivilemişler.
"en az 50 yıllık vardır" dedi, ailemizin çok bilen tarihçisi :))


ortasındaki askı pek ilginç...
insan yüzüne benziyor..
kulakları ve yanaklarından ve hatta ağzının ortasından çivilenmiş :)
sanırım çok konuşuyordu :)


tamamen kahverengi yağlı boya ile boyanmış...

gerçi evdeki eski eşyaların hepsi aynı boyadan nasibini almış...
evin eski sahibi Bulgar ninecik almış eline fırçayı...
bulmuş bir kutu boya...her yer kahverengi....





bizim boyamız bu...



европейска директива--Avrupa Direktifi

с грижа за вашия дом--ev bakımı için
ЛЕКО---IŞIK

алкидна супер бяла--Alkid süper beyaz

böyle afilli afilli yazdığıma bakmayın.
google'dan çeviri yapmaya çalışıyorum.
maksat krill alfabesini öğrenmek...
tamamen egoist bir paragraf bu yani :))

halis muhlis yağlıboya işte..
hani kapı pencere boyamak için...
her evde vardır el altında...
hani biri "şunu boyamak lazım ya,boya olsaydı" der ya..
hani diğeri de "e var ya şurada bir kutu,onunla boya işte" der...
aynen o boyadan...

nerde bildiğin bu yağlı boya?
nerde benim enamel matrix X1 'im?

hoş İstanbul'da koca bir kutu vardı ama,taaa oralardan buralara polisan boya taşınır mı?
"sonra sınırdaki pasaportçu amcalar ne der?:)
ya gülerlerse bana?"
dedim ve getirmedim...
kaldık bu yağlı boyaya...

bir kat boyadım,kokusu kötü...
avrupa birliği standartıymış..
peh...yesinler...

hava 32 derece..
hissedilen 45-50 derece...
yandık kavrulduk...
o ise kurumadı gitti.


ikinci gün ikinci katı attık.
gene bekledik...
iki boyama arasında Razgrad'ı gezdik,Şumen'i gezdik...
lütfedip  kurudu, Allah razı olsun..

bana kalsa başka başka şeyler yapacaktım.
"güllü dallı bir peçete olsun" dedi ablam.
kendisi bilir,ne de olsa onun evi,onun askılığı...
İkea peçetelerinden bir desen seçtim.
çalışılması çok kolay bir peçete.
zemin beyaz olunca her yerde kullanabiliyorsun,sıkıntı yok yani..


uzun uzun anlatmaya gerek yok.
özetle şöyle..

zemin beyaz,peçetenin fon rengi beyaz...
desenin kenarlarından peçeteyi elimizle koparıyoruz.
dekupaj tutkalını peçeteyi yapıştıracağımız yere fırçayla sürüyoruz.
sonra kırıştırmadan peçeteyi tutkallı yüzeye yayıyoruz.
fırçayla düzlüyoruz ve üzerine kestiğimiz buzdolabı poşetini yayıyoruz.
temiz bir bezle bastıra bastıra ovalıyoruz,kurumaya bırakıyoruz.
neden biraz kurumaya bırakıyoruz?
poşeti hemen kaldırırsak bazen peçete de 
poşetin peşine takılıp bize doğru gelmeye çalışıyor da ondan :)


her kulbun arasına bir desen yapıştırdım,rahatladım.


tüm desenleri yapıştırıp kurumalarına izin verdikten sonra,
bir kat daha dekupaj tutkalı sürüyoruz.
o da kuruyunca parlak sprey vernikle vernikliyoruz.
çünkü yağlı boyamız parlak beyaz...


bahçenin bir kenarına kuruması için bırakıyoruz.
bu aşamada kadife çiçekleri ve petunyalar da bize eşlik ediyor...

veee..kirece boyalı köy evimizin girişteki koridoruna asıyoruz.


Bulgaristan'a bir süslü zakaçalka da benden olsun bakalım...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...