20 Kasım 2013 Çarşamba

begonya ahhh caaanım begonya...aşkımdan sana saksı boyadım...hem de tebeşir boyayla...





bir varmış bir yokmuş...
17. yy. Fransa'sında Charles Plumier  adında bir adamcağız varmış...
amanın,dilerim bu gerçek görüntüsü değildir. :)
neyse görüntüye değil,icraatlara bakıcaz artık.

zat-ı muhterem, çok iyi bir aileden gelmekteymiş,
çok da iyi yetiştirilmiş...

aldığı eğitim neticesinde botanikçi olmaya karar vermiş ve dünyayı gezmiş...
gezmiş..gezmiş...akla hayale gelmeyen bir sürü bitki bulmuş...
hepsine de birer isim vermiş.

Leonhart Fuchs için fuşya (küpeli),
Obel'in Mathias için lobelia
Pierre Magnol  için manolya...
saire ve saire...

işte bizim begonya çiçeğini de, eski Fransız kolonisi olan Haiti'nin valisi
Michel Bégon'e ithaf etmiş.

begonya çiçeği, hayalperestlik anlamına gelmekteymiş aynı zamanda.
acaba diyorum bizim vali pek bi hayalci falan mıydı ki acep?
ilerde "Fransa kralı olucam" diye hayallenmekte miydi?
:)))

bazı kaynaklara göre,çiçeklerin anlamları ilk kez
İstanbul'da oluşturulmaya başlanmış.
1716 yılında eşiyle İstanbul'a gelen İngiliz lady Mary Wortley Montagu tarafından bir araya getirilen bu çiçeklerin anlamları İngiltere'ye götürülmüş.

çiçek anlamlarına ilişkin Fransa'ya da sıçrayan bu merak, yaklaşık 800
çiçeğin anlamının belirlenmesine ve  ortak bir çiçek dili oluşmasına sebep olmuş.

aman neyse ne?
dibine darı mı ekicez?
öğrendik işte kim bulmuş,nasıl isim vermiş....

ben geçen sene bahçemin kadrosuna aldım begonyayı...
pek sevdik,pek hoşlandık birbirimizden.

evin içi dışı saksı dolduğundan ve
bahçede bolca boş yer olduğundan,
ilk önce yere dikilebilen mevsimlik begonyalardan aldım.




sonra baktım ki ben anlaşıyorum begonyayla,
gittim daha afilli olanlardan da aldım.
ama ne afil..ne afil...

hele ki ilk resimdeki begonya,
kendini mary antoinette sanıyor.
hoş haketti bu kendi beğenmişliği...
pek de yakıştı ona...

e güzellik başa bela...
gelen geçen "bu gerçek çiçek mi?" diye elledi durdu.
çiçekleri döküldü,dalları kırıldı.
çok tacize uğradı garibim...





evin dış kapısındaki merdivenlere iki adet saksı almıştım geçtiğimiz sene.
tipik plastik saksı renginde...
baktım baktım beğenmedim.
ne etsem,nasıl etsem derken,
aklıma chalk paint geldi...

BURADA tarifini vermiştim.


saksı,bildiğimiz plastik saksı.
boyamızla her aşamada iyice kuruduğundan emin olarak
3 kat boyadım, sütlü kahve tonunda bir renkle...


sonra beyaz boya ile toz alır gibi, üstten üstten boyadım.
fırça mutlaka kuru olacak bu aşamada...
önce boyaya batırıp,sonra bir peçeteye bastırıp
fazlasını alarak sürüp boyamak lazım.


sonra bol bol sprey vernik...
içine de begonya...




son 1 yıldır aynı yerde duruyorlar.
kar, kış, fırtına, yağmur, don, buz...
bana mısın demediler...

tekme yedi, kediler yaladı, sülükler yapıştı...
aynı zerafetiyle durmaktalar Allah'a şükür...

içindeki begonyalar artık ömrünü tüketti.
yakın zamanda ya lale dikicem içine ya da nergis...
artık hangisi kısmetse...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...